Category Archives: Aile Hukuku

Boşanmalarda mal paylaşımı nasıl olur?

Evlilikler boşanma nedeni ile sona ererken eşler arasındaki en büyük problemlerden biri de malların paylaşımıdır. Eşler , evlilik süresince birlikte emek harcar mal varlığına  sahip olurlar. Boşanma nedeniyle bu malların paylaşımında sıkıntılar çıkar ,sancılı bir dava süreci yaşanır.

2002 yılında yürürlüğe giren yasa öncesinde Eşler kendi aralarında herhangi bir mal rejimi tercih etmediler ise mal ayrılığı rejimi uygulanmaktaydı. Yani eşlerin sahip oldukları mallar ister evlilik sırasında ister evlilik öncesi edinilmiş olsun kimin adına kayıt ve tescil edilmişse onun olmakta diğer eş hak talep edememekteydi. Çalışmayan eşlerin hiçbir hak talebi olamıyordu.  2002 yılında yürürlüğe giren yasal düzenleme ile  ;    Evlilik birliği süresince  edinilen tüm mallar üzerinde kayıt ve tescil kimin adına olursa olsun yasal sınırlar içinde eşler  eşit hak sahibi olmuştur.
Özellikle ev dışında herhangi bir işte çalışmayan ancak tüm zamanını ve enerjisini evin düzeni, çocukların bakımı gibi zor ve emek isteyen bir alanda harcayan ve bu sayede ev ekonomisine çok büyük katkı sağlayan ev kadınlarının emeği yok sayılmamakta  ve mal varlığı üzerinde hak sahibi olmaktadır.

Eşler, evlenirken veya evlilik süresince başka bir mal rejimine tabi olmak istediklerini belirterek sözleşme düzenlememişlerse otomatik olarak yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olurlar. Mal rejimi evlilik birliği içindeki çalışma ve emek sonucu elde edilen  her kazanımdan eşlerin eşit yararlanmasını hedeflemektedir.

Paylaşıma dahil olacak malların evlilik süresince edinilmesi ve çalışma ve emek karşılığı olması şarttır.Örneğin evlilik süresinde eşlerden birinin babasından miras kalan evden diğer eşin pay talep etmesi mümkün değildir.Miras yoluyla kalan ev , eşlerin emeğiyle alınmış bir ev değildir. Eşlerin evlenmeden önce sahip olduğu taşınır ve taşınmaz malları da kişisel maldır. Diğer eş pay talep edemez. Hediyeler, Bağışlar, manevi tazminat alacakları ,kişinin kendi kullanımına ait eşyaları  paylaşıma tabi değildir.Paylaşım için  evlilik süresinde emek ve çalışma sonucu edinilmiş olması  şarttır.Çalışmanın  ev dışında bir işte olması gerekmemektedir .Ev içinde ev  işleriyle ve çocuklarla eşle ilgilenmek evliliğe en büyük katkıdır çalışma ve emektir.

Yasanın yürürlüğe girdiği  2002 tarihinden önce edinilen mallar için evlilik süresinde edinilmiş olsa bile  paylaşım söz konusu olmamakta mal kimin adına tescil edilmiş ise o eşe ait olmaktadır. Yasanın uygulaması geçmişe etkili olmamaktadır.

Paylaşımdaki hak alacak hakkı şeklindedir. Ayni hak değildir. Bir ev varsa ev tapuda iki hisse olarak belirlenmemekte evin yarı bedelinin diğer eşe ödenmesi şeklinde gerçekleşmektedir. Paylaşım yapılırken malvarlığı eksi ve artılarıyla hesaplanmaktadır. Örneğin kredi borcu olan ev veya arabada borçlar düşüldükten sonra kalan miktar  paylaşıma tabi olmaktadır.

Mal varlığının tasfiyesi ve paylaşımın yapılabilmesi için boşanmanın kesinleşmesi şarttır. Paylaşım istemek her eşin hakkıdır. Yasa da iki halde Zina ve hayata kast nedeniyle boşanma halinde “hakim kusurlu eşin payını azaltabilir veya tamamen kaldırabilir “demektedir.Bu iki hal istisnadır. Bu iki hal dışında kusurlu olsalar bile eşler pay talep edebilmektedir.

Mal varlığının paylaşımında tarafların anlaşabiliyor olması yargılama sürecini kısaltır. Maddi ve manevi rahatlık sağlar. Eşler birbirlerinin haklarını bilmeli ve saygı duymalıdır.

Sağlıklı mutlu günler geçirmeniz dileğiyle .

Aman dikkat! Sevgiliniz evli çıkabilir!

“Sevgililer gününde, yüreği yaktığı kadar, cebi de yakan, içinde aldatma olan sevgilerden bahsedeceğim.”

14 Şubat sevgililer Günü ya da sevgi günü adı ne olursa olsun özel günler birçoğumuzu heyecanlandırıyor. Hem ruhumuzu hem de ekonomiyi canlandırıyor. Ben bütün özel günleri seviyorum. Sevgililer günü, anneler günü, babalar günü, sigarayı bırakma günü…

Sevgililer gününde, yüreği yaktığı kadar, cebi de  yakan, içinde aldatma olan sevgilerden bahsedeceğim.Aldatma; Hukuken evlilik dışı ilişki olarak düzenlenmiştir. Evlilikteki sadakat ilkesine aykırı davranıştır. Eşler birbirlerine sadık olmak zorundadır. Evlilikteki sadakat yasa da açıkça düzenlenmiştir. Maalesef birçok evlilik sadakat ilkesine aykırı davranış, aldatma nedeniyle sona ermektedir.

Aldatma aldatılan eşin kâbusudur. Ama Bazı hallerde eşlerin yanında sevgililerinde hukuken kabusu olabilmektedir. Eskiden aldatma nedeniyle sadece eşler kozlarını paylaşırken artık aldatılan eş, sevgiliye de dava açabilmektedir. Aldatma eylemi 3 kişi arasında gerçekleşir. Aldatılan eş, Aldatan eş, sevgili. Aldatılan eşin mağduriyetini anlatmaya gerek yoktur, hukuk tarafından korunur. Aldatan eş, hukuken sorumludur açılan davalarla sorumluluk altına girer. Aldatan eşle birlikte artık sevgililerde sorumlu olmaktadır. Mağdur olan eş, sevgiliye karşı evliliğin sona ermesine neden olması ve kendisine zarar vermesi yani haksız eylem nedeniyle tazminat davası açabilmektedir. Sevgili davanın ispat edilmesi halinde eşe tazminat ödemeye mahkum olmaktadır. Boşanma davasından bağımsız bir davadır. Özetle birlikte olduğu kişinin evli olduğunu bilerek ilişkiye devam eden ve boşanmaya neden olan kadın veya erkek tazminat ödemektedir. Evli olduğunu bilmek, bildiği halde ilişkiye girmek hususu tazminat davası için en önemli hususlardan birisidir.

Alışılmış olan ”Aldatılan eş, aldatan eşe karşı boşanma davası, tazminat davaları açar, eşinin evliliğin temel unsurlarından olan sadakat ilkesine aykırı davranışta bulunduğunu, kişilik haklarının zarar gördüğünü, aldatma nedeniyle evliliğinin sona erdiğini belirtip ispatladığı takdirde boşanma yanında eşinden tazminat talep edebilir”dir. Son yıllarda Mahkemelerin verdiği kararlar ve oluşan içtihatlarla eşlerin sevgiliye dava açma yolu açılmıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2010/4-129 2010/173 sayılı kararında “Evli bir kimsenin evlilik dışı birlikteliği diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olduğu gibi BU EYLEME KATILAN KİŞİNİN eylemi de bundan ayrı düşünülemez. Dolayısıyla bu eyleme evliliği bilerek katılan kişide diğer eşin uğradığı zarardan sorumludur.” Demektedir. Sevgili ihanet nedeniyle oluşan zarardan aldatan eşle beraber sorumlu tutulmuştur. Tazminat talebi için evli olduğunu bilmek şarttır. Bilerek haksız eylem gerçekleştirilmelidir.

Sevgiliye karşı açılan tazminat davası aldatan eşe karşı açılan davadan farklı olarak Asliye hukuk Mahkemelerinde görülür.
Günün anlam ve önemini de hatırlayarak aman sevgilinize dikkat diyor, sevgiyle dolu günler geçirmenizi diliyorum.

Boşanmada ‘Kusur’ kimin?

“Boşanma davalarında kusur temel ilkelerden biridir. Kusur, boşanma davasının sonuçları üzerinde etkilidir. Kusursuz eş yasalarca korunmaktadır. Evlilik birliğinin devamına kusuru nedeniyle imkan bırakmayan eş yönünden boşanma davası sonuçları farklıdır.”

“Hiç kusurum yokken eşim boşanma davası açtı, evliliğimizi bitirmek istiyor.” Evliliği sona ermek üzere olan bir çok kişinin yakınması bu şekildedir. Kusur hukuken olduğu kadar toplum hayatımızda da sıkça kullandığımız ilkelerden biridir. Evliliğin devamında, sona erme halinde açılacak davaların sonuçlarını etkileyen en önemli faktörlerden biridir.

Kusur
Eksiklik, uygun olmayan hal, yasalarca korunmayan tavır, bilerek veya bilmeyerek gerçekleştirilen uygunsuz davranış şeklinde özetlenebilir.

Boşanma davalarında kusur evlilik birliğine yakışmayan, uygun olmayan hal ve tavırlardır. (Sorumsuzluk, şiddet uygulama, hakaret ve küfür etme kusurlu davranışlara örnektir)

Boşanma davalarında kusur temel ilkelerden biridir. Kusur, boşanma davasının sonuçları üzerinde etkilidir. Kusursuz eş yasalarca korunmaktadır. Evlilik birliğinin devamına kusuru nedeniyle imkan bırakmayan eş yönünden boşanma davası sonuçları farklıdır. Örneğin kusurlu eş, şiddet uyguluyor, hakaret ve küfür ediyor, eve bakmıyor bir de üstüne boşanma davası açıyor. Bu durumda aleyhine dava açılan eşin kusursuz olması halinde dava ret ediliyor taraflar boşanmıyor. Boşanma ancak kusursuz eş dava açarsa gerçekleşiyor. Kusurlu eş, açtığı davada eşinin evlilik süresinde az da olsa kusurlu olduğunu ispatlayarak, aynı zamanda aile ve çocuklar için evliliğin devamına imkan kalmadığını ispatlayarak boşanmaya hükmedilmesini sağlayabilir.

Kusurun Boşanma Davasına Etkisi
Kusur boşanma davasının sonuçları üzerinde etkilidir. Açılan boşanma davasının kabulüne veya reddine karar verilmesinde, maddi, manevi tazminata hükmedilmesinde, eşe ödenecek nafaka da bazı hallerde velayet hakkının tayininde etkilidir.

Kusurlu Eş Boşanma Davası Açabilir mi?
Kusurlu eşin dava açmasına bir engel yoktur. Ama dava açılabilmesi davanın kabul edileceği anlamına gelmez. Aleyhine boşanma davası açılan eş tamamen kusursuzsa talebi halinde kusurlu eşi tarafından açılan davanın reddine karar verilir. Türk Hukukunda kötü niyet hiçbir zaman korunmaz. Kişi boşanabilmek için türlü kusurlu hareketlerde bulunmakta evliliği çekilmez hale getirmekte sonunda bizi boşayın demektedir. Bu gibi hallerde diğer eşin hiçbir kusuru olmaması halinde hakim davanın reddine karar verebilir.

Davacı ve Davalının Kusurlu Olması Halinde Durum Nedir?
İki tarafın kusurlu olması halinde boşanma davası kabul edilir ve istek halinde maddi kayıplar varsa kusuru daha az olan tarafa maddi tazminat, nafaka ödenmesine hükmedebilir.

Davada Kusursuz Olan Tarafın Hakları Nelerdir?
Kusursuz olan veya daha az kusurlu taraf dava açmak hakkına sahiptir. Evliliğin sona erdirilmesini isteyebilir. Maddi, manevi tazminat talep edebilir. Evliliğin sona ermesi ile yoksulluğa düşecek ise nafaka talep edebilir.

Nafaka Talebinde Kusurun Etkisi Var mı?
Türk Medeni Kanunu mad.175 “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer tarafın mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebilir.” denmektedir. İlgili madde de kusurun önemi, nafakaya etkisi açıkça görülmektedir. Çocuklar için ödenen İştirak Nafakasında kusurun önemi yoktur. Ebeveyn kusursuz olsa da nafaka yükümlüsüdür.

Şiddet Uygulayan Eşe Karşı Söylenen Hakaret ve Küfürler Kusur Sayılır mı?
Kusur sayılır. Ama şiddet uygulayan eşin kusuruna göre daha hafif kusur sayılır. Kusurlu davranışa kusurlu bir başka davranış ile karşılık vermek doğru değildir.

Katılım Payı (Yeni Yasal Mal Rejimine göre) Talebi için Açılan Davada Kusurlu Olmanın Etkisi Var mı?
Katılım payı incelenirken tarafların kusuruna bakılmaz. Sadece iki hal Türk Medeni Kanunu’nda da sayılmıştır; hayata kast, zina. Bu hallerde hakim eşin katılım payını azaltabilir ve kaldırabilir, hakimin takdirindedir.

Her İki Tarafta Boşanma ve Sonuçlarında Anlaşmışlarsa, Çekişmesiz Boşanmalarda Kusur Araştırılması Yapılır mı?
Her iki eş boşanma konusunda ve sonuçları hususunda anlaşmışlarsa mahkemece kusur incelemesi yapılmaz. Önemli olan evliliğin en az 1 yıl sürmesi ve eşlerin boşanmanın sonuçlarına ilişkin velayet, nafaka, tazminat gibi konularda anlaşmış olmasıdır. Kusur incelemesi çekişmeli boşanma davalarında yapılmaktadır.

Haklarınızı gerçekten biliyor musunuz?

“Her türlü koşuşturma ve iş yoğunluğu altında çabalayan kişiler olarak 24.maddenin hepimizi yakından ilgilendirdiğine eminim.”

İNSAN HAKLARI

 

“BÜTÜN İNSANLAR ÖZGÜR,ONUR VE HAKLARI YÖNÜNDEN EŞİT DOĞARLAR.AKIL VE VİCDANA SAHİPTİRLER.BİRBİRLERİNE KARŞI KARDEŞLİK ANLAYIŞIYLA DAVRANMALIDIR.                                                                       ( İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Madde 1)

 

İnsanların haklarını arama çabaları binlerce yıl önceye dayanmaktadır. Tarihte insan Topluluklarının  oluşmasıyla beraber , gelişmiş ve çok kapsamlı olmamasına rağmen insan  haklarına yönelik çalışmalar yapılmıştır. Yaşam hakkı ,eşitlik,özgürlük ,adalet  isteği  insanın en temel haklarındandır. Günümüzde    Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun  10 Aralık 1948 tarihli kararıyla ilan edilen  İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde  haklar düzenlenmiş ve bu hakların ilanı ve uygulanması istenmiştir.

 

İnsan hakları basitçe eşitlik ,özgürlük ,güven ,adalet  anlayışına dayanmaktadır. Tüm insanlar eşit doğarlar. Doğduğu andan itibaren kimsenin diğerine bir üstünlüğü yoktur. İnsan haklarının benimsenmesi ile ırkçılık anlayışı rededilmiş, renginden, kökeninden dolayı  üstünlük tanınmamıştır. İnsan hakları ;din ,dil, cinsiyet, siyasi görüş ,soy bağı, mülkiyet gibi ayrımlar gözetilmeden her insanın faydalanacağı haklardır. Aynı ülkede yaşayan vatandaşlar, yabancılar insan haklarından eşitçe faydalanır.

 

Her insan en önemli hak olan yaşam hakkına sahiptir. Yaşamını güven içinde ve özgürce sürdürebilmelidir. Özgürlük  bir başka kişinin hak ve özgürlüğünü yok saymadığı, kısıtlamadığı ölçüde geçerlidir. Kimse bir başkasını köle edemez ,işkence ve kötü muamele de  bulunamaz ve onurunu  kıramaz.Adalet önünde herkes eşittir.Hukuki haklardan eşit şekilde yararlanır.Eğitim hakkı engellenemez ,bireyler çalışacağı işi kendisi belirler,elverişli ve adaletli koşullarda çalışır.Aile kurma evlenme  hakkı kişinin elinden alınamaz.

 

İnsan Hakları Evrensel beyannamesi 24.madde” herkesin dinlenmeye, eğlenmeye özellikle çalışma süresinin makul ölçüde sınırlandırılmasına ve belirli dönemlerde ücretli izne çıkmaya hakkı vardır. “ Bireylerin temel haklarının yanında sosyal hakları da beyannamede yer almıştır. Her türlü koşuşturma ve iş yoğunluğu altında çabalayan kişiler olarak 24.maddenin hepimizi yakından ilgilendirdiğine eminim. İnsan hakları evrensel beyannamesinde belirtilen haklar daha ziyade olması gereken düzenlemeleri içermektedir.

 

Düzenlemeler ne olursa olsun uygulanmadıkça tatmin etmez. Hakkın olmadığı yerde insanlığın olması beklenemez. Kendi haklarımızı öğrendiğimiz kadar karşımızdaki insanın da hakları olduğunu öğrenirsek daha mutlu huzurlu bir hayat süreceğimiz kanaatindeyim.En yakınımızdakinden en uzağımızdakine kadar haklara ve insanlara saygı en önemli kuralımız olması dileğiyle insan hakları gününüz kutlu olsun.

Bana böbreğimi geri ver!

“Evliliğinde kocasına böbreğini veren davacı eş, şiddetli geçimsizlik nedeniyle açtığı boşanma davasında böbreğini geri istiyordu.”

Son günlerde bir haber ile sarsıldık. Evliliğinde kocasına böbreğini veren davacı eş, şiddetli geçimsizlik nedeniyle açtığı boşanma davasında böbreğini geri istiyordu. Dava yargılama aşamasında olduğu için somut olayla ilgili yorum yapmayarak takdiri Yüce Türk Adaletine bırakacağım. Fakat  benzer taleple yurt dışında açılan davalardan bahsetmek isterim.

Şiddetli şekilde geçinemiyoruz yakınmasıyla  açılan  davalar da genellikle  tarafların her ikisi de haksızlığa uğradıklarını düşünürler. Kusuru çok açık belli olan taraf dahi kendince haklı olduğuna inanır ve yargılama süresince mücadelesini  verir. Maddiyata dayalı isteklerin içeriğini manevi yıpranmışlıklar, yaşanacak maddi kayıplar,çekilen acı ve ızdıraplar v.s oluşturur.

Birkaç yıl önce  ABD de boşanma davası açan koca kendisini terk eden karısından, evlilik sırasında verdiği böbreğine karşılık olarak yüklüce bir tazminat talep etmişti. Davacı koca hayatını tehlikeye atarak bir organını eşine vermesine rağmen eşinin kendisini terk etmesini bir türlü hazmedemiyordu. Eşi , sayesinde diyalizden kurtulmuş, sağlıklı bir birey haline gelmişti.

 

Son derece insani olan bu duygunun yanında, gözden kaçırılmaması gereken, asıl olan evlilikte yaşanan hayatın çekilmez hal alıp almadığıdır. Böbreğini veren eş, bir organını eşi için vermesine rağmen hayatı yine eşi için çekilmez hale getiriyorsa , evlilik birliğine yakışmayan tavırlar sergiliyorsa kısaca organ alan eşe cehennem hayatı yaşatıyorsa burada çok ciddi sorunlar var demektir. Tek bir organ bu evliliği kurtarmaya yetmez.

 

Hayatı cehenneme dönmüş eşin boşanma davası açmasında organ almış dahi olsa bir hukuksuzluk yoktur. Eşlerden  biri evlilik süresince  aile kurumu  veya eşi için bir çok fedakarlık yapmışsa   fedakarlığının  karşılığını ,  evliliğin bitmesinde kusuru olmaması halinde boşanma davası sonucunda alır. Aldığı karşılık tatmin eder  veya etmez ama mahkemece haklılığı karara bağlanır. ABD de yaşanan olay gibi sana verdiğim böbreğin karşılığı olarak bana milyonlarca dolar tazminat  öde veya ver bana böbreğimi  hukuken karşılık bulabilecek bir durum değildir. Doğal olarak bir organını eşine veren eşin evliliğin bitmesinde kusuru yoksa yada daha az kusurlu ise eksilen organın  hayatına katacağı olumsuz durumlar, yaşayabileceği sağlık problemleri mahkemelerce dikkate alınabilir. Makul bir tazminata hükmedilebilir. Yapılan fedakarlığa mahkeme kayıtsız kalmaz.

Boşanma davası eğer çekişmeli şekilde sürdürülüyorsa  YAŞAYAN BİLİR  sözü bu davaya karşılık gelir. Zorlu mücadele gerektirir. Taraflar delillerini karşılıklı sunarak iddialarını ve savunmalarını gerçekleştirirler. Hakim tüm delilleri topladıktan sonra hüküm kurar. Her evlilik diğerlerinden farklıdır bu nedenle  somut  olaydaki vakıalara göre hüküm kurulur. Gelişmiş ülkelerin hukuk sistemlerinin hiç birinde vücut bütünlüğü bozmaya , organları almaya, uzuv eksiltmeye, kişinin bedeni yapısını bozmaya  yönelik  kararlar verilmez. Boşanma davaları arttıkça daha neler göreceğiz kim bilir? Fedakarlıklarınızın  karşılığını aldığınız mutlu sağlıklı günler geçirmeniz dileğiyle  esen kalın.

Çocuklarımız ve koruyamadığımız hakları

“Kanunun belirlediği yaşın altında bir çocuğu evlendirmek veya evlendirmeye çalışmak SUÇTUR. Zaten evlilik dedikleri de evlilik değil Gayrimeşru birlikteliktir.”

Çocuklarımız; Hayatımızın en önemli varlıkları. Dünyayı güzelleştiren, bir  bakışları bir gülüşleri ile mutluluk kaynaklarımız. Yavrularımız.

Bir çoğumuz için  evlatları en büyük hazinesidir. Anne babalar çocukları  için her türlü fedakarlığa katlanır. Sırf kendi çocuğu değil zor durumda olan eğer bir çocuksa daha bir fedakar olur yardım etmeye çalışır. Bunun yanında  çocuklara karşı aynı duyarlılıkta olmayan, bilinçsiz, kötü niyetli, ebeveynler  ve yetişkin kişilerin sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.

Toplumumuzda sık sık karşılaştığımız  sorunlardan biride küçücük yaşlarında aile büyükleri  veya yakınları tarafından  evlendirilen  veya evlendirilmeye çalışan çocukların dramıdır.Çocuklar özellikle kız çocukları evlilik adı altında bir eşya gibi satılmakta suç olmasına rağmen normal bir durummuş gibi düğün dernek kurularak  evlendirilmektedir. Kanunun belirlediği yaşın altında bir çocuğu evlendirmek veya evlendirmeye çalışmak SUÇTUR. Zaten evlilik dedikleri de evlilik değil Gayrimeşru birlikteliktir.      

Çocuk  suistimalleri, çocuğun kötü muamele görmesi, evlenmeye zorlanması gibi bir çok kabul edilemez   davranışla sıklıkla karşılaşmaktayız. Suç olduğunu bile bile minicik çocukları dilendirenler, çalışmaya zorlayanlar, evlendirmeye kalkanlar… Kanunlarda yapılan değişikliklerle suçlar  önlenmeye çalışılmakta  cezai yaptırımlar ağırlaştırılmaktadır. Ama   hala yeterli olmamaktadır.

 

Kanunların uygulanabilmesi cezaların ağırlaştırılmasının yanında ailelerin bilinçlendirilmesi de çok önemlidir. Evlenme yaşıyla ilgili  düzenleme yapılmış; Türk Medeni Kanununda son yapılan değişiklikle; Erkek veya kadın 17 yaşını doldurmadığı takdirde evlenmesi yasaklanmıştır. Olağanüstü hallerde ve zaruret halinde hakim kararı ile 16 yaşını doldurmuş bireyin evlenmesine izin verilmektedir. Kanunda sayılan yaşla ilgili sınırlar  dışında gerçekleştirilen evliliklerin hukuken hiçbir geçerliliği yoktur. Bunun yanında çocuğunu   evlendiren veya evlendirmeye zorlayan ebeveynler, aile bireyleri, çocukla evlenen kişiler hakkında  her ne kadar yeterli olduğu kanaatinde olmasam da yasal yaptırımlar vardır. Daha oyun çağında okullarından alınarak gelin olmaya zorlanan  ve ağır sorumluluk altına sokulan çocuklarımızın yaşadığı psikolojik ve fizyolojik şiddetin karşılığı daha ağır cezai yaptırımların  olması bu yaptırımların caydırıcı etkisinin artırılmasına çalışılması toplum olarak en büyük beklentilerimizdendir.

Çocuk gelinler in dramından bahsetmişken Ülkemizde de 1994 yılında kabul edilen Çocuk hakları bildirgesinden kısaca bahsetmek isterim.

 

*18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

 

*Çocuk hakları hiçbir ayrım yapılmaksızın her çocuğa uygulanır

 

*Kamusal yada özel kuruluşlar,mahkemeler,idari makamlar ,yasama organları tarafından gerçekleşen tümfaaliyetlerde Çocuk yararı asıl olandır.

 

*Devletler,çocuk haklarının uygulanması için tüm tedbirleri alır.

 

*Çocuğun  temel yaşama hakkına sahip olduğunu kabul eder .Hayatta kalması ve gelişmesi için çaba harcar.

 

*Çocuk doğumla birey olur.hemen nüfusa kaydettirilmeli ve isim ve vatandaşlık hakkına sahip olmalıdır.

 

*Çocuğun anne babasından onların rızası dışında ayrılmamasını güvence altına alır.Ancak kötü muamele,ihmal suistimal halinde devlet müdahale etmekle yükümlüdür.

 

*Çocuk düşüncesini özgürce açıklama hakkına sahiptir. Çocuğun düşünce vicdan ve dini özgürlükleri vardır.

 

*Her çocuk  sağlıklı yaşama, sağlık hizmetlerinden tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanma hakkına sahiptir.

 

*Her çocuk sosyal güvenlikten yararlanma hakkına sahiptir

 

*Devletler çocuğun eğitim hakkını kabul eder ve ilköğretimi herkes için zorunlu ve parasız hale getirir.

 

*Çocuğun dinlenme  , boş zamanlarını değerlendirme , oynama  , eğlenme hakkı vardır.

 

*Çocuklar ekonomik sömürgeye karşı korunur

 

*Çocuklar cinsel sömürüye karşı korunur

 

*Zihinsel ve bedensel özürlü çocukların saygınlıklarını güvence altına almak zorundadır.     

 

*Devletler çocuğun zihinsel ve bedensel gelişimini sağlamaya  yönelik çalışmalar yapmak zorundadır.  

Çocuklarımızın haklarından yararlandıkları güzel günler geçirmesi dileğiyle sevgiyle kalın

Alışveriş çılgınlığı kabusunuz olmasın!

“Eşinden habersiz pahalı markaların ürünlerine maaşının çok çok üstünde aylık harcama yapan kadın borçları nedeniyle evliliğinin bitmesine neden olmuştur.”

Yeni yıla girmemize sayılı günler kaldı. Yeni umutlar, yeni başlangıçlar, belki de bitişler. Yeni yıl sürprizlerle dolu.

Yeni yıla yaklaştığımız günlerde alışveriş merkezlerini gezmek apayrı bir keyif. Her yer ışıl ışıl. Mağazalar indirim etiketleri, promosyonlarla süslenmiş, davetkar tavırlarla müşterilerini bekliyor. Büyüye kapılmamak elde değil. Hepimizi bir alışveriş çılgınlığı sarmış durumda.

Alışveriş  tutkusu, “ihtiyaç var, alınması gerekli”  gibi gerekçeleri olsa da bazı ailelerin kabusudur. Hatta evliliklerin  bitmesine dahi neden olmaktadır.

Eşinden habersiz pahalı markaların ürünlerine maaşının çok çok üstünde aylık harcama yapan kadın borçları nedeniyle evliliğinin bitmesine neden olmuştur. Alışveriş ve marka tutkusuna  engel olamamakta ekonomik gücü olmamasına rağmen bir çantaya binlerce lira vermekten çekinmemektedir. Eşine ise kullandığı eşyaların, çantanın taklit olduğunu,  ucuza aldığını söylemektedir. Sonunda  borçları içinden çıkılamaz hal almıştır. İcra takibi sonunda borcu ödemediği için ev eşyaları üzerine   haciz işlemi uygulanmasına   neden olmuştur. Kocası borçların varlığını iş işten geçtikten ve haciz işlemi gerçekleştikten sonra öğrenmiştir. Kadın fuzuli harcamalarla sorumsuz davranmış, eşinden borçları gizleyerek, ev eşyalarına haciz işlemi uygulanmasına neden olmuş kısaca evlilik birliğine yakışmayan tavırlar sergilemiştir. Koca tarafından açılan boşanma davasında kadın kusurlu bulunmuş, boşanmak zorunda kalmıştır.

Alış verişin kabusa döndüğü diğer bir örnekte; çapkınlık yapan koca, sevgilisine  pahalı hediyeler almaktadır. Ziynet eşyaları çoğunluktadır. Aldatan koca, ödemeleri kredi kartından yapmakta  hatta taksit yapan kartları tercih etmektedir. Yaptığı alışverişin ileride karşına çıkacağını düşünmeyen koca bu rahat tavırları sürdürürken Kredi kartı ödeme dökümü karısının eline tesadüfen geçmiştir. İpucu  yakalayan eşin yaptığı kısa bir araştırma sonrası kocanın ihaneti ortaya çıkmış aldatılan kadın, eşine karşı boşanma davasının yanında maddi ve manevi tazminat davası da açarak evliliğini sona erdirmiştir.

Bilinçsizce yapılan alışverişlerin yarattığı ekonomik sıkıntı aile huzurunun başlıca düşmanıdır.Ekonomik nedenler boşanma sebepleri arasında önemli yer tutmaktadır. Tabii ki tüm ekonomik sıkıntıları alışverişlere bağlamak mümkün değildir ama alışverişlerin yarattığı  gerginlikte  az değildir. Bu nedenle atalarımızın dediği gibi “Ayağımızı yorganımıza göre uzatmamız “gerekmektedir… Ölçüsünü iyi ayarladığımız zaman alışveriş ayrı bir keyiftir. Ne olursa olsun   özel günlerde sevdiklerimizi ve kendimizi ufak hediyelerle sevindirmenin hiçbir zararı olmayacağı gibi eşler üzerinde olumlu etkisi tartışılmaz gerçeklerdendir.

Yeni yılın mutlu sağlıklı, huzur dolu ,sürprizli günler getirmesi dileğiyle yeni yılınız kutlu olsun.

İnternet aşkı evliliği bitiriyor mu?

“İnternet, kimine göre çağın mucizesi, vazgeçilmezlerden, kimilerine göre ise tehlikeli teknolojik gelişme…”

İnternet, kimine göre çağın mucizesi, vazgeçilmezlerden, kimilerine göre ise tehlikeli teknolojik gelişme. Düşüncemiz ne olursa olsun internetin hayatımıza tamamen girdiği işlerimizi kolaylaştırdığı bir gerçek. Neredeyse bilgisayar başında tüm işlerimizi yapar hale geldik. Kullanıma bağlı olarak faydası tartışmasız olan internetin bir o kadarda evlilik birliğini olumsuz etkileyebileceği ve bu olumsuzluğun ise hukuki sonuçlar doğurabileceği yaşanan örneklerle somut olarak karşımıza çıkmaktadır.

Eşlerden birisi internet bağımlısı haline gelip vaktinin tamamını bilgisayar başında geçiriyor, üzerine düşen tüm sorumluluklarını ihmal edip, aile kurumu zedeliyorsa diğer eş için evlilik çekilmez hal almaya başlar. “Evde bilgisayar başında çalışamayacak mıyız, hiç mi internetten faydalanamayacağız” sorusu akıllara gelebilir. Tabi ki işimiz varsa evde de çalışacağız ya da internete girip vakit geçireceğiz. Ama kişi internet bağımlısı haline gelmişse, aile yaşantısı kalmamışsa ve bu tavrını uzun süre devam ettiriyorsa diğer eş için bu durumun katlanılır olamayacağı açıktır.

Şikâyetçi olan ve boşanma davası açan eşlerin ortak sıkıntısı eşlerinin hiçbir sorumluluğunu yerine getirmediği, çocukları ile ilgilenmediği, hatta karı koca ilişkilerinin dahi kalmadığı yönündedir. Medeni yasamızın evliliği düzenleyen hükümlerinde eşlerin birbirlerine karşı yükümlülükleri düzenlenmiştir. Birlikte yaşamak, sadık olmak, yardımcı olmak, sorumluluklarını yerine getirmek bu yükümlülüklerden birkaçıdır. Yasaya aykırı hareket eden ve aile birliğine yakışmayacak tavırlar sergileyen eş kusurlu sayılır. Diğer eş ise dava açma hakkına sahip olur.

İnternet kullanımı sonucu evliliğin bitmesine neden olabilen diğer bir konu da eşin internet vasıtasıyla sadakatsiz tavırlar sergilemesi, günümüz tabirince sanal aşk yaşamasıdır. Evlilikte sadakatsizliğin sanalı, gerçeği olmaz. Evliliğin sona erdiren sebeplerin başında sadakatsizlik gelmektedir. Kişiler bilgisayar aracılığıyla da sadakatsiz tavırlar gerçekleştirebilmektedirler. Eşinin birçok kişi ile sürekli internet vasıtası ile yazışmalar yaptığını, yazışmaların aşk ve sadakatsizliğe ilişkin olduğunu hatta bu kişiler ile cep telefonu vasıtası ile de ayrıca iletişim kurduğunu belirterek boşanma davası açan kişilerin sayısı gün geçtikçe artmaktadır.

Mahkemece gerekli incelemeler ve araştırmalar yapılarak deliller toplanır. Eşin iddialarının, yakınmalarının doğruluğu tespit edildiği takdirde tarafların boşanmalarına karar verilebilir. Hatta evliliğin sona ermesinde kusuru olmayan eş lehine, talep halinde, kusurlu eşin manevi tazminat ödemesine hükmedilebilir. Yargıtay kararları da bu yöndedir. Aleyhine dava açılan eş, “ben sadece internette tanımadığım kişilerle yazıştım kendimi bekâr olarak tanıttım. Yazıştığım kişilerle herhangi buluşmam ve yakınlaşmam olmadı ben eşime ihanet etmedim. Ayrıca eşim de benimle hiç ilgilenmiyordu v.s” şeklinde savunma yapabilmektedir.

Eşin bir başka kişi ile görüşüp buluşmasa bile sadece internet veya cep telefonu vasıtası ile evlilik birliğine yakışmayacak tarzda yazışması da kusur sayılır. Eşim benimle ilgilenmiyordu bende bu nedenle başka kişi veya kişilerle yazıştım gibi bir gerekçe kabul edilemez. Eşin ihmali ile ilgili bir sıkıntı varsa bunun karşılığında ihmal edilen eş hukuken kendisine tanınmış haklardan yararlanabilir. Eşini sanal veya bir başka yolla aldatma hakkına sahip değildir.

İnternet kanalı ile yapılan her yazışma kusur sayılmaz. Kusur sayılabilmesi için yazışma içeriğinin evlilik birliğine yakışmayacak tarzda olması ve sadakatsizlik unsuru içermesi gerekmektedir. Teknolojinin gelişmesi ile evlilikteki sorunlar artarak şekil değiştirmeye başladı. Toplum olarak çağımızın gerektirdiği tüm teknolojik gelişmelerden yararlanmalıyız. Fakat teknolojik gelişmeleri amacı dışında kullanarak en önemli toplum birimi olan aile kurumunun sona ermesine neden olmamalıyız.

Cinsel sorunlar evlilik bitiriyor

Evliliğin olmazsa olmazlarından olan sevgi, saygı, sorumluluk, sadakatin yanında en önemlilerden biridir cinsel birliktelik. Yapılan birçok araştırmaya göre eşler dile getirmeseler de azımsanamayacak kadar çok çift cinsel problemler nedeniyle evliliğini sona erdirmektedir. Kişilerin evlenmesinin sosyal amacı yanında cinsel arzuları tatmin etme, çocuk sahibi olma amacı da vardır.

Aile kurumunun toplumun en önemli müessesesi olduğu şüphesizdir. Aile yapısının sağlıklı bir şekilde devam etmesi için tüm unsurların yanında cinsel birlikteliğin de olması gerekmektedir.

Yıllardır evli olmalarına rağmen cinsel ilişkiyi gerçekleştirememiş birçok çift vardır. Bu durum çiftlerde onarılmaz sorunlar yaratmaktadır. Hiç bir fiziki sorunu olmamasına rağmen eşine ısınamadığını belirterek beraberliği reddeden kişinin haklı olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Hukuken de durum aynıdır. Tarafların evliliklerinin üzerinden uzun zaman geçmesi buna rağmen cinsel birliktelik gerçekleşmemiş olması boşanma nedenidir. Cinsel birliktelik gerçekleşmiş olmasına rağmen eşlerden birinin fiziki ve psikolojik nedenlerle daha sonra ilişkiye yanaşmaması, tedavi olmayı reddetmesi de boşanma nedenidir.  Kişi kendisinde bulunan cinsel ilişkiyi engelleyen fiziksel ve psikolojik sorunu tedavi ettirme çabasında olmalı, diğer eşin desteğiyle tedavisine devam etmelidir. Hukukun ve mahkemelerin ailelerin cinsel hayatı ile ilgilenmesi çiftlerin yatak odalarına kadar müdahale etmesinin nedeni Yargıtay kararlarında açıklanmıştır. Yargıtay kararlarında; tarafların fiziksel engelleri olmamasına rağmen psikolojik sebeple de olsa uzun evlilik süresi içinde cindel ilişki kurulamamış olmasının evliliği temelinden sarstığı, birlikte yaşanan uzun süre içinde cinsel ilişkinin başarılamamış olması karşısında, eşler de birbirine karşı haklı bir nefretin en azından isteksizliğin doğacağı, ne zaman gerçekleşeceği belli olmayan ondan sonra da devam edip etmeyeceği şüpheli bulunan cinsel yakınlaşmayı beklemek için eşi zorlamanın açık bir haksızlık olacağı bu nedenle mağdur olan eşin boşanma davası açma hakkı olduğu öngörülmüştür. Eşler sağlıklı şekilde evliliklerini devam ettirmekle yükümlüdür.

Gerekli fedakârlıkları yapmak, sorunların çözümü için beraberce çabalamak evliliğin devamını sağlar. Cinsel beraberlik gerçekleşmemesi nedeniyle boşanma halinin gerçekleşmesi için cinsel ilişkiye yanaşmayan eşin veya fizikken imkansızlığı bulunan eşin tedaviyi reddetmesi sorunun giderilmesine yönelik çaba sarf etmemesi gerekmektedir.  Kişinin tedavi için başvurması ve tedavi süresinin devam etmesi halinde eşin sorun giderme çabasından dolayı aleyhine boşanma davası açılamaz. Mahkeme kararlarından örnek vermek gerekirse;

T.C YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

1992/626 Esas 1992/648 sayılı kararında özetle bu duruma değinmiştir. Kadının cinsel organının cinsel birleşmeyi engelleyici bir yapıya sahip olası nedeniyle boşanma davası açılmışsa da davalının vaginoplasti operasyonu sonucu seksüel fonksiyonunu kazanabileceği ve davalının tedaviyi kabul ettiği ancak davacı kocanın davalıyı tedavi ettirmediği anlaşıldığından, bu durum başlı başına boşanma sebebi oluşturmaz, denmiştir.

Evlilikte yaşanan cinsel sorunların bir başka boyutu da cinsel şiddettir. Birçok kadın evlilikleri sırasında cinsel şiddete maruz kalmakta ve kadın için cinsellik ve evlilik çekilmez hal almaktadır. Cinsel şiddete maruz kalan eşin bu ıstırapla evliliğini devam ettirmesi beklenemez. Cinsel şiddete maruz kalan eş boşanma davası yanında cinsel şiddet uygulayan eşinin cezalandırılmasını talep edebilir.

Sonuç olarak bu ve benzeri birçok cinsel sorun evlilikleri yıpratmakta, sona ermesine neden olmaktadır.

Güzellik düşleri hüsrana uğrarsa

Yeni bir yıla girmemize sayılı günler kaldı. Yeni yıla girerken birçoğumuz yeni başlangıçlar için radikal kararlar alırız. Kimimiz hayatımızın tamamında kimimiz de fiziğimizde değişiklik yapmak isteriz. Kendimiz de, fiziğimizde yapacağımız değişiklikler için güzellik salonlarının diyet ve estetik merkezlerinin yolunu tutarız. Bazen her şey yolunda giderken istemediğimiz sonuçlarla da karşılaşmamız mümkündür.

Estetik ameliyatlarının ve estetik müdahalelerin kötü veya beklenilmeyen sonuç doğurmasında, oluşan zararın telafisinde hukuk devreye girer. Hokka gibi bir buruna sahip olmak için estetik operasyon geçiren sonuçta eskisinden daha kötü bir buruna sahip olan kişinin maddi ve manevi zarara uğradığı aşikârdır. Maddi ve manevi zararın tazmini gerekmektedir.

ESTETİK OPERASYONDA HUKUKİ HAKLARINIZ

Estetik operasyon talebinde bulunan kişi ile doktoru arasında yazılı şekilde olmasa dahi bir sözleşme vardır. Sözleşme eser sözleşmesidir. Doktor en iyi sonucu vermeyi eseri meydana getirmeyi taahhüt eder. Hasta ise ücretini ödeyecektir. Doktor tıp ilminin kurallarını gözetip uygulamak zorundadır. Tıbbi gelişmeleri ve yöntemleri takiple yükümlüdür. Aynı zamanda hastayı aydınlatmalı, yaşanabilecek her türlü riski, acı ve komplikasyonları anlatmalıdır. Daha kolay ve zararsız yöntemlerin olması halinde hasta yararına olmak kaydıyla basit yöntemi kullanmak zorundadır. Aynı zamanda işini sadakat ve özenle yapma borcu da vardır. İşi üstlenen doktor tıp biliminin verilerini yanlış ve eksik uygulamışsa, mesleğinin gerektirdiği özel koşullara yeterince ve gerektiği gibi uymamışsa mesleki kusurunun var olduğu kabul edilir. Kusurunun olmadığını ispat yükü hekimindir. Mahkemelerce mesleki kusurun tespitinde uzman bilirkişilerce düzenlenen raporlara da başvurulmaktadır. Hekimin mesleki kusurunun varlığının tespiti halinde mahkeme maddi manevi zarara uğrayan kişinin zararının hekimce tazminine hükmeder.

Yargıtay 15.Hukuk Dairesi 1999/4007 esas ve 1999/3868 sayılı kararında dövme izini sildirmek için başvuran kişinin izinin silinememesi hatta daha çirkin görünüm oluşturması halinde doktoru sorumlu tutmuştur. Gerekçe olarak; eser sözleşmesinde taahhütte bulunan yüklenicinin(doktor)sonuç gerçekleşmezse (Kararlaştırılan, taahhüt edilen görünüm)meydana gelen zarardan sorumlu olacağını belirtmiştir. Bir diş doktorunun kanal tedavisi değil de protez(takma) diş yapması işi ve bir cerrahın tedavi değil de güzellik amacıyla insan vücudu üzerindeki tıbbi müdahale işinin eser sözleşmesinin konusunu oluşturduğunu belirtmiştir.  

Diyet ve zayıflama merkezinde kişinin sağlık durumuna ilişkin gerekli tetkikler yapılmadan uygulanan ağır diyet ve egzersiz programı nedeniyle hayatının sona ermesi ve hastanın bilgisi dışında, yeterli bilgilendirilme yapılmadan sonrasında çok ağır yan etkiler, sağlık sorunları doğurabilecek zayıflama ilacının sürekli hastaya kullandırılması hekimin ve işletmenin hukuki ve cezai sorumluluğunu gerektirir. Hekim zayıflatmak için uygulayacağı tedavi yöntemini, zayıflamak için başvuran kişiye anlayacağı şekilde açıklamak olası olumsuzlukları anlatmakla yükümlüdür. Zayıflatıcı olarak önerilen ilacın ileride çok büyük sağlık sorunlarına neden olabilme ihtimali varsa tüm olası olumsuzluklar anlatılmalı gerekli tedbirler alınmalıdır. Bilgilendirdikten sonra kişinin tedavi yöntemi ile ilgili rızasını almak zorundadır.

Yukarıda bahsettiğimiz haller hekimlerin mesleki kusurlarından, gerekli özenin, dikkatin gösterilmemesinden kaynaklanan zararlara ilişkindir. Yapılan işlem tıbbi kurallara uygunsa hekim tarafından gerekli özen gösterilmiş ve kararlaştırılan taahhüt gerçekleşmişse kişinin beğenmemesi, kendisine yakışmadığını düşünmesi gibi hallerde hekimin mesleki kusurundan bahsetmek mümkün değildir. Bu gibi hallerde zararın doğduğunu iddia ederek hekimleri zor durumda bırakmak hakkın kötüye kullanılmasıdır.