Category Archives: Aile Hukuku

4721 Sayılı Türk Medeni Kanuna göre boşanma

BOŞANMA DAVALARINDA GÖREVLİ MAHKEME
Aile Mahkemesidir. Aile mahkemesi olmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi Aile Mahkemesi sıfatıyla davayı görür.

BOŞANMA DAVASINDA YETKİLİ MAHKEME
Madde 168- Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.
Evinden ayrılmak ve ailesinin yanına sığınmak zorunda kalan eş bulunduğu yerde de dava açabilecektir.

BOŞANMA GEREKÇELERİ NELERDİR?
Boşanma gerekçeleri 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 161-166 maddeleri arasında sayılmıştır. a) Terk b) Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış c)Suç işleme, haysiyetsiz hayat sürme ç)Terk d) Akıl Hastalığı e)Evlilik birliğinin sarsılması
Bu sebeplerden birisinin mevcut olması halinde boşanmaya karar verilmektedir. Boşanma davaları genel olarak toplumda şiddetli geçimsizlik olarak adlandırılan evlilik birliğinin temelden sarsılması nedeniyle açılmaktadır. Evliliğin devamının gerek taraflar gerekse çocuklar açısından korumaya değer bir yarar kalmadığının ispatı ve mahkeme hakimi tarafından tespiti halinde boşanmaya karar verilir.
Zina ve hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı davranışa ilişkin açılacak davaların sebebin öğrenildiği tarihten itibaren 6 ay içinde açılması gerekmektedir. Sebebin öğrenilmesinden itibaren 6 ay sebebin doğumundan ve eylemin üzerinden 5 yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Boşanmaya gerekçe olan eylemlerin eş tarafından affedilmesi dava açılmasına engeldir.
ANLAŞMALI BOŞANMA
Madde 166/3 Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.
Kanun maddesinde belirtildiği üzere anlaşmalı boşanmaya karar verilebilmesi için tarafların evliliklerinin en az 1 yıl sürmüş olması gerekmektedir. Taraflar vekilleri ile temsil ediliyor olsalar bile duruşmada bizzat bulunacak ve boşanmaya ilişkin beyanlarını herhangi bir baskı altında olmadan açıklayacaklardır. Tarafların boşanmanın mali sonuçları ve velayet hususunda anlaşmış olmaları önemlidir. Eğer bu anlaşma hakim tarafından da uygun ve uygulanabilir görülürse anlaşmalı boşanma gerçekleşir. Hakim tarafından velayet hususunda çocukların menfaati doğrultusunda gerekli görülen değişiklikler yapılabilmektedir. Taraflar anlaşmış dahi olsalar velayeti hakkı kendisinde olacak ebeveyn çocuk gelişimi ve menfaatleri açısından uygun değilse bu konuda hakim gerekli değişikliği yapabilmektedir. Boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin olarak da yine tarafların anlaşmış oldukları hususların uygulanabilir yani icra edebilir olması gerekmektedir. Muğlak ifadeler, icrası imkansız anlaşmalar hakim tarafından uygun görülmeyecektir. Tarafların boşanmadan sonra ki tasarruf haklarını kısıtlayacak anlaşmalar da geçerli değildir. Örneğin; velayet kendisinde olan anne veya baba bir daha evlenmeyecektir, evlenirse velayet diğer tarafa geçer gibi anlaşmaların geçerliliği bulunmamaktadır.

KUSURLU OLAN KİŞİ DAVA AÇABİLİR Mİ?
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle açılan boşanma davasında 166 mad.2 davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Kanunda açıkça belirtildiği üzere kusurlu eşin açtığı davaya kusursuz yada kusuru daha az olan eşin itiraz etme yani davanın reddini talep etme hakkı vardır.Kusursuz yada daha az kusurlu eş açılan davanın reddini talep edebileceği gibi karşı dava açarak kendisi de boşanmayı talep edebilecektir.

İddet müddeti nedir?

İddet müddeti boşanan bir kadının tekrar evlenebilmesi için geçmesi gereken süredir.İddet süresi 300 gündür. (Türk Medeni 132. Maddesi) Kadının gebe olabilmesi ihtimaline yönelik olarak bu süre öngörülmüştür. Nedeni ise bu süre içinde doğan çocuk eski eşin nüfusuna kaydedilecektir.(Türk Medeni Kanunu 285 mad.)
Soy bağı ile ilgili yaşanabilecek sıkıntıların önüne geçmek amacıyla iddet müddetince kadının evlenebilmesi mahkemenin bu süreyi kaldırması koşuluyla mümkün olmaktadır. İddet müddetinin kaldırılmasını talep eden kadının gebe olmadığının tespit edilmesi halinde Mahkemece iddet müddetinin kaldırılmasına karar verilir.
Boşanılan eşle tekrar evlenecek kadının gebe olmadığının tespit edilmesi gerekmemektedir. Sadece sürenin kaldırılması talebi yeterlidir. Mahkeme talep üzerine iddet müddetini kaldırır.
İddet müddetinin kaldırılmasına mahkemece karar verildiği anda hüküm doğurmaktadır. Karar verildiği anda kesinleşir ve etki doğurur. Hasımsız davadır. Aile Mahkemeleri görevlidir.

Velayet Nedir?

Türk Medeni Kanunu nda açıkça belirtildiği üzere ergin olmayan çocuğun (18 yaşını doldurmamış) bakımı, gözetimi, ihtiyaçlarının karşılanması, sorumluluğu, temsil edilmesi anne ve babaya aittir. Çocuğun psikolojik ve fiziki ve ahlaki gelişiminin sağlanması, eğitimi, bakımı, gözetimi, korunması, çocuğun temsil edilmesi velayeti oluşturan hususlardır. Boşanma halinde ve eşler arasında ortak hayatın sürdürülememesi halinde hakim tarafından çocuğun velayeti eşlerden birine verebilmektedir.(TMK 335-336)
VELAYET HAKKI BELİRLENİRKEN MAHKEMECE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR NELERDİR?
Velayet konusu kamu düzenine ilişkin en önemli hususlardan biri olup velayet konusunda karar verileceği zaman mahkeme hakimi tarafından titizlikle araştırma ve değerlendirme yapılıp karar verilmektedir. Velayetin kime verileceği hususunda Hakim bir çok unsuru değerlendirmektedir. Değerlendirme yapılırken Yüksek Mahkeme kararlarında açıkça belirtildiği üzere çocuğun en üst seviyedeki menfaati dikkate alınmakta ve ona göre karar verilmektedir.Çocuğun yaşı bu değerlendirmede ilk dikkat edilen hususlardandır.Genellikle 0-3 yaş arası çocuklar anneye olan ihtiyaç ve bebeklik dönemindeki anne ile olan ilişkinin yetişkin hayatına etkileri nedeniyle anneye verilebilmektedir. Anne de Mahkeme Hakimince tespit edilecek çocuğun velayetinin verilmesine sakınca oluşturacak durumlar olması halinde çocuğun yaşı 0-3 arası dahi olsa anneye verilmeyecektir.(Annede çok ciddi bulaşıcı hastalık olması ve çocuğun menfaatlerinin zarar görecek olması ) Çocuğun yaşı ve gerek psikolojik gerekse maddi ihtiyaçlarının yanında çocuğun anne ve babasının kişilik yapısı, çocukla ilişkisi,çocuğun ihtiyaçlarına yönelik kurulan düzen, kendini ifade edebilecek yaşta olması halinde çocuğun beyanı gibi hususlar dikkate alınmaktadır.
Mahkemece velayet kararı verilirken uzman kişiler tarafından velayete ilişkin olarak anne,baba ve çocuğa yönelik araştırma raporu da dikkate alınmakta, çocuk kendini ifade edebilecek yaşta ise çocuğun düşüncesi de karar da etkili olmaktadır. Taraf olduğumuz Birleşmiş Milletler Çocuk hakları Sözleşmesi Madde 12 1. Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyle tanırlar. 2. Bu amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa, özellikle sağlanacaktır. Yargıtay kararlarında Çocuk Hakları Sözleşmesi gereği çocuğun velayet konusunda görüşünün alınması hususu belirtilmektedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2003/513 Esas ve 2003/521 Karar)
MADDİ İMKANSIZLIK VE EKONOMİK GELİRİ OLMAMASI VELAYET HAKKINA ENGEL MİDİR?
Anne ve babanın ekonomik durumu velayet konusunda hiçbir zaman asli unsurlardan biri değildir.Diğer unsurlarla birlikte değerlendirilip karar verilir.Çocuğun bakımı ,korunması ve eğitimi için gerekli giderler anne ve baba tarafından karşılanır.(TMK 327. Mad.)Bu nedenle maddi imkansızlık tek başına velayetin verilmesine engel bir durum değildir.Velayet kendisinde olmayan ebeveyn masraflara katılmakla yükümlüdür. Çocuğun giderlerinin karşılanmasına iştirak eder.

VELAYET HAKKI KENDİSİNDE OLAN ANNE VEYA BABANIN FİZİKSEL VE PSİKOLOJİK RAHATSIZLIĞI VELAYETİN DEĞİŞTİRİLMESİNE NEDEN OLUR MU?
Velayet kendisinde olan anne ve babanın hastalanması eğer çocuğun menfaatlerini zedeliyorsa yani hastalık nedeniyle çocuğun psikolojik veya fiziki gelişimi zarar görüyorsa ihtiyaçları karşılanamıyorsa Hakim velayetin değiştirilmesine karar verebilir. Burada önemli olan çocuğun menfaatleridir. Örnek vermek gerekirse velayet kendisinde olan ebeveyn kanser oldu diye velayet değiştirilmez ama hayati tehlike yaratan bulaşıcı hastalıklarda velayet değiştirilir.

VELAYET HAKKI KENDİSİNDE OLAN ANNE VEYA BABANIN EVLENMESİ VELAYET HAKKININ DEĞİŞTİRİLMESİNİ GEREKTİRİR Mİ?
Velayet kendisinde olan ebeveynin evlenmesi velayetin kaldırılmasını gerektirmez. Türk Medeni Kanununda evlenme ile velayetin kaldırılmayacağı fakat evlilik nedeniyle çocuğun menfaatleri zedeleniyorsa, psikolojik veya fiziksel gelişimi olumsuz etkileniyorsa o zaman mahkeme hakimi tarafından velayetin değiştirilmesine, kaldırılmasına vasi atanmasına karar verilebilir.
Velayet kendisinde olan anne veya babanın yeniden evlenmesi velayetin değiştirilmesini, kaldırılmasını gerektirmez. Olumsuz durumlar örneğin evlenilen kişinin çocuğa yönelik olumsuz tutumu, psikolojik veya fiziki şiddet uygulaması, ev içinde çok ciddi tartışmalar yaşanması gibi çocuğu olumsuz etkileyecek durumlar velayetin değiştirilmesine neden olur.
Sonuç olarak Velayet söz konusu olduğunda çocuğun menfaati (fiziksel ve psikolojik gelişimi yönünden) en üst düzeyde olacak şekilde karar verilmektedir.

Boşanırken mal varlığını paylaşmak istemeyenler mal rejimi sözleşmesi yapıyor

Eşler boşanma konusunda anlaşmış olsalar bile genelliklemal varlığının paylaşımında anlaşamazlar.Birçok kişi boşanmak istemesine rağmen malların tasfiye edilmesini istemez. Tüm malların kendisinde kalmasını ya da kendisinin izin verdiği ölçüde karşı tarafa bir şeyler verebileceğini dile getirir. Daha çok erkeklerde görülen bu durum boşanma sürecinde sıkıntılar yaşanmasına neden olur.

Medeni Kanunda eşler için öngörülen yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimidir. Toplumda bilinen haliyle herşey yarı yarıyadır. Yarı yarıya bölüşüm gerçekleşebilmesi için paylaşıma tabi malın evlilik birliği süresinde edinilmiş olması gerekmektedir. (2002 yılından yani yasa değişikliğinden önce mallar evlilik birliği içinde de edinilmiş olsa da paylaşıma tabi değildir. Katkıda bulunan eş katkısını ispatlaması halinde katkısı oranında pay alır.) Evlilik birliği içinde edinilen malın evde yada dışarıda bir işte çalışma karşılığı edinilmiş olması gerekmektedir.

Bağış, miras, manevi tazminat bedelleri v.b paylaşıma tabi olamaz. Ayrıca evlilik birliği gerçekleşmeden önce kişilerin sahip olduğu mallarda paylaşıma tabi olmaz. Mallar üzerinde borçlar olması halinde borçlar düşüldükten sonra kalan kısım üzerinden paylaşım yapılır. Boşanmasonucu malların tasfiyesine ilişkin yasal mal rejimindeki uygulama kısaca bu şekildedir.

Sayıları az da olsa bazı çiftler evlilik sırasındaki kazanımlarının veya edindikleri malların paylaşma tabi olmamasını tercih edebilirler. İşte bu durumda mal rejimi sözleşmesi diğer bir deyimle evlilik sözleşmesi yaparak edinilen malların eşit paylaşımını kabul etmeyip kanunda sayılan diğer bir mal rejiminin uygulanmasını talep edebilirler. Sözleşme ile belirledikleri mal rejimine tabi olurlar. Kanunda sayılan mal rejimleri mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı, mal ortaklığıdır. Kanunda sayılan mal rejimleri dışında bir rejimin seçilmesi mümkün değildir. Kişiler kendi istedikleri ve düzenledikleri doğrultuda bir mal rejimi uygulanmasını isteyemezler. Yasal mal rejimini istememeleri durumunda kanunda sayılı diğer mal rejimlerinden birini seçmek zorundadırlar.

Mal rejimi sözleşmesi evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılmaktadır. Kişiler evlilik merasimi sırasında evlendirme memuruna verecekleri dilekçe ile yasal mal rejimini tercih etmediklerini diğer bir mal rejiminin uygulanmasını istediklerini bildirebilirler.

Mal rejimi sözleşmesinde eşler mal varlıklarının yanında nafaka, tazminat, velayet gibi evlilik sürecindeki duruma sıkı sıkıya bağlı,tamamen mahkeme hakimince tayin edilmesi gereken hususlara ilişkin düzenleme yapmak istemektedirler. Mal varlığı dışındaki hususlarda düzenleme yapılsa dahi Mahkeme hakimince uygun bulunmaması halinde bu düzenlemelerin herhangi bir geçerliliği yoktur. Bu nedenle evlilik sözleşmelerinde sadece mal varlığına ilişkin düzenlemeler yapmak gerekmektedir.

Evlilik sözleşmesinin çiftler üzerindeki olumlu veya olumsuz etkileri sıkça tartışılmaktadır. Bazı kişiler evlilik sözleşmesinin evlilikte güveni sarsacağını, beraberlik duygusuna zarar vereceğin iddia ederken bazı kişiler ise evliliğin başında açık ve dürüst olmanın hiçbir sakıncası olmayacağını ileri sürmektedir.

Evlilik sözleşmesi yapılmasına ilişkin hukuki bir zaruret yoktur. Sözleşme yapmayanlar yasal mal rejimine tabidir. Medeni yasada mal rejimine ilişkin yapılan düzenlemeyle eskiye oranla daha adil bir mal rejimi benimsenmiş adaletli bir paylaşım yapılması amaçlanmıştır. Bu nedenle genel anlamda yasal mal rejimi çiftler için daha uygungörünmektedir. Eşler birbirini evlilik sözleşmesi yapmaya zorlayamaz, baskı uygulayamaz. Bu baskı ve zorlama evliliğin çekilmez hal almasına neden olur ve boşanma için gerekçe oluşturur. Evlilik sözleşmesi baskısıyla son anda evlilikten vazgeçenlerin sayısı hiç de az değildir.

Sonuç olarak mal rejimi sözleşmesi yapmak kanunen taraflara tanınmış bir hak olup bu hakkın kullanılmasının gerekip gerekmediği eşlerin iradesine bağlıdır.

Yeniden evlenmek velayet hakkını etkiler mi?

Boşanmış çiftlerden velayet kendisinde olan ebeveynler, yeniden evlendikleri zaman çocuğun velayet hakkını kaybedeceklerini düşünerek endişelenmektedirler. Oysa ki evlenmiş olmak hiçbir zaman tek başına velayetin değiştirilmesini gerektirmez. Bilakis sıcak aile ortamı kurulmuş olması, düzenli hayata geçilmesi halinde evliliğin çocuklar üzerinde daha olumlu etkiler yarattığı uzmanlarca kabul edilmiştir.

Burada önemli olan husus evlenilen kişinin çocuğu olumsuz etkilemeyecek yapıda, düzgün vasıflarda bir kişi olması ve velayet hakkı kendisinde olan ebeveynin çocuğuna karşı sorumluluklarını gerektiği gibi yerine getirmesidir. Velayet hakkı, sadece evlenmiş olmak nedeniyle değiştirilemez. Aile Mahkemelerinin ve Yargıtay’ın kararı da bu yöndedir. Evlilik nedeniyle velayetin değiştirilmesi için başvuruda bulunan ebeveynin, velayet görevinin ihmal edildiğini ya da evlenilen kişiden kaynaklanan nedenlerle çocuğun olumsuz etkileneceğini ispatlaması gerekmektedir. Çocuğun yabancı bir kadın veya erkekle aynı evde yaşamasını istemiyorum gibi bir neden velayetin değiştirilmesi için yeterli değildir.

Velayetin değiştirilmesi için Aile Mahkemesine açılan dava da Mahkeme hakimi velayetin
değiştirilmesini gerektirecek hususlar olup olmadığını inceler. Mahkemece görevlendirilen uzman bilirkişiler tarafından velayet hakkını kullanan ebeveyn, evlenilen kişi, velayet altındaki çocuk, dava açan ebeveyn, oturulan ev vb. görüşme ve incelemelerden sonra değerlendirme raporu düzenlenir. Rapor Mahkemece dikkate alınmakla beraber karar Mahkeme Hakimince verilir. Mahkeme Hakimi çocuğun menfaatlerini en üst düzeyde tutarak karar vermektedir. Velayet hakkı kendisinde olan kişinin velayet görevinde ihmali yoksa, evlenilen kişide de çocuğu etkileyecek herhangi bir olumsuzluk yoksa velayetin değiştirilmesine ilişkin talep kabul edilmez.

Anlaşmalı boşanma davası ile boşanacak çiftler boşanmanın sonuçlarına ilişkin düzenledikleri
protokolde velayet hakkını belirlerler. Velayet hakkı kendisinde olmayan bazı ebeveynler, velayet hakkını kullanan kişinin evlenmesi halinde velayet hakkının kendisine geçeceğine ilişkin bir maddeyi protokolde düzenlemek isterler. Böyle bir maddenin hukuken geçerliliği yoktur. Evlenme velayet hakkının kullanılmasına engel değildir.

Boşanmada Kadının Hakları

İDDET MÜDDETİ NEDİR? Boşanmış kadının tekrar evlenebilmesi için geçmesi gereken süredir.İddet Müddeti 300 gündür.Erkek boşanma kararının kesinleşmesinin akabinde hemen evlenebilmekteyken kadın için aynı durum söz konusu değildir. Kadının boşandığı eşinden hamile kalabileceği ,tekrar evlenmesi halinde doğacak çocuğun soy bağında karışıklık olabileceği ihtimali üzerine iddet müddetince evlenmesi yasaklanmıştır. Evlenmek isteyen kadın mahkemeden iddet müddetinin kaldırılmasını isteyebilir.Hastane raporuyla hamile olmadığını kanıtlarsa mahkeme süreyi kaldırılır. Kadının boşandığı eşiyle tekrar evlenmek istemesi halinde hamile olmadığını ispat etmesine gerek kalmadan süre kaldırılır.

ÇALIŞMIYORUM, GELİRİM DE YOK  ÇOCUĞUMUN VELAYETİNİ ALABİLİR MİYİM?

Mahkeme tarafından velayet hususunda  düzenleme yapılırken  çocukların hak ve menfaatleri en üst düzeyde tutulmaktadır.Çocuğun psikolojik ve fiziksel gelişimi ,huzuru,yaşayacağı  ortam ,anne ve babasının psikolojik durumu,şiddet eğilimi gibi bir çok husus dikkate alınarak değerlendirme yapılır.Gerekli hallerde uzman kişilerce yapılacak araştırma ve değerlendirme raporu velayet kararında etkili olabilmektedir.Maddi imkanların fazla olması veya gelirin olmaması tek başına velayet kararı verilmesi için yeterli değildir.Çocuğun menfaatleri gereği çalışmayan anne veya babasında kalması daha uygunsa mahkeme tarafından geliri olmayan anne veya babaya velayet hakkı  verilir. Diğer tarafında çocuk için  aylık belli bir miktarda nafaka ödemesine hükmedilir.

EVLENDİKTEN SONRA ALDIĞIMIZ KOCAMIN ADINA KAYITLI MALLARDAN BOŞANMA HALİNDE HAK TALEP EDEBİLİR MİYİM?

  Taşınır veya taşınmaz malları edindiğiniz tarih önemlidir. Yasa değişikliği (2002) öncesi mal ayrılığı rejimine tabi iken  edinmiş iseniz  eşiniz adına kayıtlı maldan  pay talep edememektesiniz .Pay talebiniz olabilmesi için  malın alımında  katkınız olduğunu ispatlamanız gerekmektedir. Katkınız oranında hak sahibi olabilirsiniz.Katkı ; maaşınız ,babanızdan kalan miras payının malın alımında kullanılması,ziynetlerinizin bedelinin mal alımında kullanılması v.s olabilir.Katkınız olmaması halinde veya  katkınızı ispatlayamamanız durumunda eşiniz adına kayıtlı maldan pay alamamaktasınız.

Eşiniz  adına kayıtlı  malları ediniş tarihiniz yasa değişikliği sonrası ise ;  evlilik birliği süresinde ve çalışma ve emek karşılığı edinilmiş olması şartıyla  hak sahibi olabilmektesiniz.yasa değişikliği ile edinilmiş mallara katılma  rejimi yasal mal rejimi olarak kabul edilmiştir.Bu durumda mallar kimin adına kayıtlı olursa olsun eşler eşit  hak sahibi olmuşlardır.Ev  dışında bir işte çalışmayan kadınların  emekleri de  katkı olarak kabul görmüş ve eşit hakka sahip olmuştur. Bu nedenle eşinizle eşit hakka sahip olmanıza bir engel yoktur.

Nafaka nedir?

Kelime anlamı iaşe, geçimlik  olan nafakanın hukuki anlamı ise geçimin sağlanması amacıyla ödenmesine hükmedilen aylıktır. Nafakaya hükmedilmesi, nafakanın artırılması, nafakanın kaldırılması işlemleri Aile hukuku kapsamındadır.

Nafaka çeşitlerinden Tedbir Nafakası; boşanma davası açılmadan önce veya  boşanma davası devam ederken  talep edilen ve dava sonuna kadar devam eden nafakadır. Tedbir nafakası, eş yararına, çocuklar yararına istenebilmektedir. Boşanma davası açılmadan sadece tedbir nafakası talebine dayanılarak dava açılabilmektedir. Talebin haklı olması için nafaka isteyen eşin ayrı yaşamada haklı olması gerekmektedir. Ayrı yaşamaya sebebiyet verecek kusurunun olmaması gerekir. Şiddet uygulayan veya evine bakmayan evin geçimini sağlamayan eş gibi durumlarda mağdur olan eş tarafından tedbir nafakası talebiyle dava açılabilir. Nafaka talebinin haklı bulunması durumunda dava tarihinden itibaren nafakanın ödenmesine hükmedilir. Nafaka yükümlüsü eş, eşinin ve çocuklarının geçimini sağlamakla yükümlüdür. Boşanma davası açıldıktan sonra dava devam ettiği sürece ödenmesi gereken nafaka da tedbir nafakasıdır. Boşanma davası devam ederken hükmedilen tedbir nafakası davanın kesinleşmesiyle sona erer. Hakim kararın kesinleşmesinden itibaren nafakanın iştirak veya yoksulluk nafakası olarak devamına karar verebilir.

İştirak nafakası; evlilik birliğinin boşanma sonucu sona ermesi ve kararın kesinleşmesinden itibaren velayet kendisinde olmayan tarafın çocukların geçimine katkı amacıyla ödemesi gereken nafakadır.Çocukların velayeti eşlerden birine verilir. Velayet kendisinde olan taraf çocukların her türlü ihtiyacını karşılamakla yükümlüdür. Velayet verilmeyen ebeveynin de çocukların geçimine katkıda bulunması gerekmektedir. Bu amaçla velayet kendisinde olmayan anne ve babanın  iştirak nafakası ödemesine  hükmedilir. Velayet ister anneye isterse babaya verilirsin talep olmasa bile mahkeme hakimince velayet kendisinde olmayan tarafın iştirak nafakası ödemesine hükmedilebilir. Anne ve baba boşanmış dahi olsalar çocukların geçimine katkıda bulunmak zorundadır. İştirak nafakası davanın her evresinde talep edilebilir. Boşanma davasında talep edilmese dahi açılacak bir dava ile her zaman talep edilebilmektedir. İştirak nafakası miktarı belirlenmesinde öncelikle çocuğun ihtiyaçları ve nafaka yükümlüsünün ekonomik durumu dikkate alınır. Eşlerin ekonomik ve sosyal durumları araştırılır ,çocuğun yaşı ve ihtiyaçları dikkate alınır. Bu nedenle her davada nafaka miktarı özel olarak belirlenir. Tek tip nafaka miktarı yoktur.

Nafaka ödememek için velayet talebinde bulunan fakat çocuğun bakımını üstlenmeyen anne ve babalara rastlamaktayız. Bu durumda velayet hakkı kendisinde olmayan fakat çocuğu yanında olan anne veya babanın velayet hakkının değiştirilmesini ve nafakaya hükmedilmesini talep etme hakkı vardır. İştirak nafakası çocuk reşit olana kadar ödenir. Reşit olmasına rağmen nafakaya ihtiyacı olan ör; üniversitede okuyan çocuk anne ve babasından yardım nafakası talep edebilir.

Yoksulluk nafakası; boşanma davası sona erip kesinleşmesi halinde boşanma da kusuru olmayan veya daha az kusuru olan ve boşanma sonrası yoksulluğa düşecek eşe ödenecek nafakadır. Eşin nafaka talep edebilmesi için boşanmaya sebebiyet veren kusurlu eş olmaması ya da kusurunun diğer eşten daha az olması gerekmektedir. Yoksulluk nafakası talebinin haklı olması için diğer şartta evliliğin sona ermesi nedeniyle kusursuz veya az kusurlu eşin yoksulluğa düşecek olmasıdır. Yoksulluk nafakasına herhangi bir süreye bağlı olarak hükmedilmemektedir. Lehine nafakaya hükmedilen taraf evlenene ya da evliymiş gibi yaşayana kadar nafaka devam eder. Nafaka ödeme yükümlüsü veya nafaka alacaklısının ölümüyle de nafaka hakkı sona erer. İstisnai hallerde nafaka yükümlüsünün talebi halinde sakatlık, çalışamama ağır hastalık gibi durumlarda mahkemece nafakanın kaldırılmasına hükmedilebilir.

Yukarıda bahsettiğimiz nafaka çeşitlerinin tamamı boşanma davası ve evlilik kurumu ile birebir ilişkilidir.

Yardım nafakası yukarıdaki nafakalardan farklı olarak boşanma ile veya evliliğin sona ermesiyle ilgili değildir. Yardım nafakası usul ve fürunun talep ettiği nafakadır. Yani anne baba büyük anne büyük baba, kardeşin yada reşit olmuş çocuğun talep edebileceği nafakadır.

MADDE 364: Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.
-Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır.
-Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır.
-Anne ve babaya büyük anne ve babaya ,çocuk lehine hükmedilecek nafakada nafaka yükümlüsünün refah içinde yaşaması gerekmezken, kardeşler lehine  nafaka yükümlüsü olmak için refah içinde yaşamak gerekmektedir.

Yardım nafakasında şartlar değerlendirilir ve her talep ayrı ayrı değerlendirilerek nafakaya hükmedilir.Örneğin reşit olmuş ve çalışmasına herhangi bir engel olmamasına rağmen çalışmayarak zaten maddi zorluk içinde olan anne veya  babasından nafaka talep eden çocuğun talebi haksız bulunabilir. Reşit olmuş okul hayatı devam eden ,  üniversitede okuyan , çalışma imkanı bulunmayan çocuk nafaka talebinde bulunabilir. Her talep ve her koşul birbirinden farklıdır bu nedenle Mahkeme hakimince gerekli araştırmalar yapılarak talep hakkında karar verilir.

Tüm nafaka çeşitlerinde Nafaka alacağı öncelikli alacaktır. Nafaka yükümlüsü her ay düzenli olarak hükmedilen nafakayı ödemek zorundadır. Nafakanın ödenmemesi halinde diğer alacaklardan farklı olarak daha fazla yaptırımları vardır. Bu nedenle her ay düzenli olarak geciktirilmeden, eksiksiz ödenmesi gerekmektedir.

Zina suç değil ama boşanmada ağır kusur

Zina, evli bir kişinin eşi dışında bir kişiyle  cinsel ilişkiye girmesidir. Kanundaki tanımdan anlaşıldığı üzere zinanın eyleminin gerçekleştiğinden bahsedebilmek 3  şartın gerçekleşmesi gerekir; kişinin evli olması, eşinden başka birisiyle cinsel ilişkide bulunması, cinsel ilişkinin kendi isteğiyle gerçekleşmesi (tecavüz, ayırt etme gücü kaybı, uyutulma gibi hallerde zinadan bahsedilemez.)

Zina, Ceza Kanununa göre suç sayılmasa da Türk Medeni Kanununda sayılan  boşanma sebeplerinden biridir. Eşinin zinasından haberdar olan kişi,  öğrendiği tarihten itibaren 6 ay , zina eyleminden itibaren  5 yıl içinde dava açma hakkına sahiptir. Türk Medeni Kanunu 161.maddesinde boşanma sebeplerinden biri olarak Zina düzenlenmiştir.
Madde 161:   Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.
Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve herhalde zina eyleminin üzerinden 5 yıl geçmekle dava hakkı düşer.Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

Eşlerden birinin zinası tahmin edileceği üzere en fazla diğer eşi olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle mağdur olan eşe zinaya dayalı boşanma davası açma hakkı tanınmıştır. Zinayı ispat etmek çok da kolay değildir. Zina suç olmaktan çıktıktan sonra kolluk kuvvetleri ve mahkeme kanalıyla zina eylemi tespit edilmemekte zinayı öğrenen eş bizzat delil toplayarak zina iddiasını ispatlamaya çalışmaktadır. Eşler ispata yönelik Teknolojik gelişmelerden Mahkemeler aracılığıyla yararlanmaktadır. Teknolojinin her geçen gün  gelişmesiyle zinayı ispatlamak daha da  kolaylaşmaktadır. Zina eylemini gerçekleştiren kişilerin birbirlerine gönderdikleri ilişkiye dair mesajlar,  beraber kalınan otel odası kayıtları, fotoğraflar hatta beraber gidilen yerlerdeki kamera kayıtları zinayı ispatta kolaylık sağlamaktadır.

Eşinin zinasını bildiği halde yeterli kanıtı olmayan kişiler genellikle zina nedeniyle değil evlilik birliğinin temelden sarsılması nedeniyle boşanma davası açmaktadır. Evlilik birliğinin temelden sarsılması gerekçelerinden biri olarak da eşin sadakatsiz tavırları gösterilmektedir. Eşin sadakatsiz tavırları ve evlilik birliğindeki temelden sarsılması daha kolay ispat edilebilmektedir.  Boşanma davasının Zina nedenine dayandırılması için eşin evlilik dışı cinsel ilişkisinin veya cinsel ilişkinin varlığına işaret eden tavırlarının  ispatlanması şarttır. Cinsel ilişkinin varlığına yönelik işaretler öpüşme, sarmaş dolaş halde gezme, otel odasına giriş gibi hallerdir.  Zinanın ispatlanması halinde zina eylemini gerçekleştiren kişi ağır kusurlu sayılır. Medeni  Yasa da  eşler arasında sadakat olması gerekliliği    “eşler birlikte yaşamak birbirlerine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.” Maddesiyle düzenlenmiştir. Evlilik birliğinde zinanın ve sadakatsiz tavırların olmaması gerektiği vurgulanmıştır. Evli iken imam nikahı adı altında yaşanan birlikteliklerde zinadır. Ceza kanununa göre suç olmasa bile Evlilik birliğinin sona ermesi nedeniyle açılacak davalarda yaptırımları vardır.  Eşinin Zina eylemini öğrenen kişinin 6 ay içinde dava açması gerekmektedir. Zina eyleminin üzerinden 5 yıl geçmesi halinde mağdur olan eş 5.yıldan sonra dahi öğrenmiş olsa zinaya dayanarak boşanma davası açamaz. Bu nedenle dava açma süresi önemlidir ve kaçırılmaması gerekmektedir.

Affetme hali de eşin zinaya dayanarak dava açmasını engeller. Eşinin bir başkasıyla ilişkisini öğrendiği halde evliliğini devam ettiren ,karı koca olarak hayatına devam eden kişi eşinin zinasını affetmiş sayılır. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

Zina eylemini gerçekleştiren eş boşanma davası yanında diğer boşanma sebeplerinde de olduğu gibi evlilik birliğinin sona ermesine neden olması halinde maddi manevi tazminat ödemekle yükümlü olabilmektedir. Mağdur olan eş tarafından Maddi ve manevi tazminat talep edilmesi halinde hakim gerekli değerlendirmeyi yaparak kusurlu eşin tazminatları ödemesine hükmedebilir.

Zina eylemini gerçekleştiren kusurlu eş boşanma sonrası mal varlığının tasfiyesinde kendisine düşen payı alamamakta ya da hakim tarafından azaltılmış olarak alabilmektedir. Türk Medeni Kanunu 236.mad. “Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir .”Diğer bütün kusurlu hallerde katılım payına ilişkin eşlerin paylarında kısıtlama yapılmazken Zina ve hayata kast hallerinde bu kısıtlama veya  kaldırılmanın yapılması gerek kişiler olarak gerek hukuken Zinanın kabul edilemezliğini ortaya koymaktadır. Zina kusurdur hem de ağır bir kusurdur.

Sevgi dolu ,sağlıklı mutlu günler dileğiyle

Anlaşmalı boşanma

Türk Medeni Kanununda Boşanma nedenleri tek tek sayılmış ve hangi hallerde dava açılabileceği açıklanmıştır. Boşanma nedenlerinden biride Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması ortak hayatın sürdürülmesinin imkansız hale gelmesidir. Bu hal Hepimizin bildiği,sıkça kullanılan  şiddetli geçimsizlik halidir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması halinde evliliği devam ettirmek istemeyen eş dava açarak boşanmayı talep edebilir. Boşanma davası açan eş iddialarını ,ortak hayatın imkansız hale geldiğini, evliliğin çekilmez hal aldığını ispatla yükümlüdür. Aleyhine  boşanma davası açılan eş, davacı eşinin kusurunun daha ağır olması halinde itiraz hakkına sahiptir. Tüm bu işlemler uzun bir yargılama sürecine ve usulüne tabidir. Taraflar için bu süreç bazı hallerde son derece yıpratıcı olmakta ,kişiler sadece boşanma davasına odaklanmakta ,çocuklar için bu süreç daha da sancılı geçebilmektedir. Eşlerin bu süreci yaşamak istememesi ve gerekli konularda ortak bir noktada anlaşmaları halinde Medeni Kanun uyarınca toplumda bilinen adıyla Anlaşmalı Boşanma gerçekleşmektedir.

Medeni Yasada Evlilikleri en az bir yıl sürmüş çiftlerin boşanma konusunda hemfikir olması ve boşanmanın sonuçlarının tamamında anlaşmış olmaları halinde evliliğin temelinden sarsılmış olduğunu kabul ederek eşlerin boşanmalarına karar verileceği hükmü vardır.

Anlaşmalı Boşanmanın gerçekleşmesi için;
Eşlerin her ikisi de boşanmayı istemesi gerekmektedir. Çocukların velayeti ,nafaka, maddi manevi konular, hak ve alacaklar, tazminat talep edilip edilmediği gibi tüm hususlarda eşlerin anlaşmış olmaları gerekmektedir. Anlaşma mali konular ve çocukların durumunun düzenlendiği ve her iki tarafın özgür iradesiyle kabul ettiği düzenlemeyle gerçekleşir.Eşler arasındaki bu düzenleme hukuka uygun ve uygulanabilir olmalıdır. Hakim gerek gördüğü hallerde özellikle çocukların menfaati söz konusu olduğunda düzenlemede değişiklikler yapabilmektedir. Düzenlemenin hukuka uygun olması ve uygulanmasında problem olmaması Aile mahkemesi Hakimince uygun bulunması halinde eşler herhangi bir sorun yaşamadan boşanma gerçekleşir.

Davayı eşler birlikte açabileceği gibi birinin açtığı davayı diğerinin kabul etmesiyle de  dava süreci başlamış olur. Anlaşmalı Boşanma gerçekleşebilmesi için tarafların en az bir senelik evli olmalarının  yanında ,Eşlerin her ikisinin de duruşma gününde Mahkeme de hazır olması gerekmektedir. Eşler açıkça boşanmaya yönelik iradelerini Hakim huzurunda  beyan ederler. Eşlerden biri daha önce anlaştıkları bir konuyla ilgili olarak duruşma günü kararından vazgeçtiğini beyan ederse taraflar arasında anlaşmazlık olduğu için boşanma gerçekleşmez. Mahkeme  hakiminin tarafların menfaati doğrultusunda gerekli gördüğü değişikliği yapması halinde eşlerden birinin  bu değişikliği kabul etmemesi durumunda da  boşanma gerçekleşmez. Bu nedenle tarafların boşanmanın sonucuna ilişkin düzenlemeyi hukuka uygun, uygulanabilir şekilde hazırlamaları önem taşır. Anlaşmalı boşanma gerek yargılama süreci gerekse usulünün daha kısa olması nedeniyle taraflar için daha az yıpratıcıdır. Bu nedenle birçok kişi öncelikle anlaşarak boşanmaya çalışmaktadır. Eşlerin bilinçli olması öncelikle çocuklarının menfaatini ön planda tutarak karar vermesi birçok zorluğu kolaylaştıracaktır.

TÜRK MEDENİ KANUNU 
MADDE 166/1  Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

MADDE  166/3  Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı  hükmü uygulanmaz.”

Boşanma sonrası çocuklar kimde kalacak?

Evliliklerinde sorunlar yaşayan bir  çok çift evliliği sona erdirmek, boşanabilmek için başvuruda bulunmaktadır. Boşanmanın hukuki sonuçlarına ilişkin düzenleme  Aile Mahkemeleri tarafından tüm aile fertlerinin menfaatleri gözetilerek gerçekleştirilmektedir.

Genellikle eşler çocuklarının boşanma davası sonrası kiminle yaşayacağı konusunda anlaşamamakta, haklı olarak her iki taraf da  çocuğuyla yaşamaya devam etmek istemektedir. Boşanan eşler, anne ve baba olma vasfını kaybedeceklerini düşünerek endişelenmekte ve hukuken yanlış olan tutumlar sergileyebilmektedirler. Boşanma  davası sadece karı- kocalığı bitirmekte eş ilişkisi sona ermektedir. Boşanma sonucunda annelik ve babalık devam etmekte velayet kendisinde olmasa bile ebeveyn olarak sorumluluklar hukuken devam etmektedir. Bu nedenle mahkemelerce velayet verilmeyen tarafla çocuk arasında kişisel ilişki  düzenlenmekte, çocuğun geçimine ve ihtiyaçlarına katkı sağlaması amacıyla iştirak nafakası ödenmesine hükmedilmektedir. Velayet hangi tarafta olursa olsun çocukla ilgili önemli kararları anne ve baba beraber almak zorundadır. Boşanma sonrası anne ve baba olarak devam etmesi gereken  tüm sorumluluklar kanunen de düzenlenmiştir.

Aile mahkemeleri çocukla anne ve babasının sağlıklı ilişkiler içinde olması yönünde çaba harcamakta,çocuğun tüm haklarını koruyarak  velayeti kötüye kullanan veya sorumluluklarını gerektiği gibi yerine getirmeyen  ebeveynin  velayet hakkını dahi  sona erdirebilmektedir.   Velayet hakkının kötüye kullanılması genellikle ; çocuğun fiziki ve psikolojik gelişimi açısından olumsuz etkiler yaratmak, kötü muamele etmek, huzursuz bir ortamda yaşamaya zorlamak, çocuğu istismar etmek, ebeveynin  çocuk için uygun olmayan  yaşam tarzı,  sorumluluklarını yerine getirmemek  şeklinde özetlenebilir. Velayet hak olması yanında yükümlülüktür. Hak kullanılırken gerekli özenin ve vecibelerin yerine getirilmesi gerekmektedir.  Aksi halde velayet hakkının kullanılması sırasında eski eşler sorunlar yaşayabilmektedir.

Velayeti alan anne veya  babanın eşinden intikam almak amacıyla çocuğunu kullanmak istemesi ve çocuğu göstermeyerek boşandığı eşini cezalandırmaya çalışması sık karşılaştığımız örneklerdendir.Velayet  hakkını kullanan ebeveyn, çocuğunun  babası  veya  annesiyle kişisel ilişkisini engellemesi  halinde  velayet hakkını gerektiği gibi kullanmamış olmakta  sorumluluğunu yerine getirmemiş olmaktadır. Bazı hallerde ise  boşanan anne veya baba boşanma ile eşiyle kestiği tüm bağına çocukları da dahil etmekte çocuklar çok özlemesine rağmen çocuklarıyla görüşmemektedir. Tahmin edileceği üzere bu durum çocuk üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Çocuğa yaratılan tüm  olumsuz durumların  hukuken yaptırımları bulunmaktadır. Bu ve bunun gibi örneklerden de anlaşılacağı üzere Boşanma davalarındaki en önemli husus velayet hususudur.

Velayet  bir hak olması yanında çok ciddi sorumluluktur. Mahkeme hakimi çocuğun veya çocukların hak ve  menfaatlerini en üst düzeyde düşünerek velayet kararını verir. Çocuğun fiziksel ve psikolojik gelişimi, huzuru, yaşayacağı  ortam ,anne ve babanın psikolojik durumu gibi bir çok unsuru detaylarıyla inceleyerek velayet kararı verilmektedir. Velayet kararı verilmeden önce uzman kişilerce  anne ,baba ve çocukla yapılan  görüşme, çocuğun yaşadığı ortamın incelenmesini  içeren  değerlendirme raporu da Aile Mahkemesi  Hakimi tarafından dikkate alınmaktadır. Özetle velayet kararında tek ve en önemli unsur çocuğun menfaatleri  için en uygun olanının tespit edilmesidir. Menfaat ve uygunluk tespit edilirken tüm şartların bir arada olması gerekmektedir. Örnek verecek olursak Tek başına maddi durumun çok iyi olması velayet hakkı için yeterli değildir. Çalışmayan veya daha az gelire ve maddi imkanlara sahip annelerin en büyük korkusu maddi imkansızlık nedeniyle çocuklarının  velayetinin kendilerine verilmeyeceği düşüncesidir. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi maddi imkanlar  velayet konusunda tek başına belirleyici değildir. Çocuğun huzuru ihtiyaçları, mutluluğu ön planda tutulur .Maddi imkansızlık , maddi imkanı olan eşin  çocuğun geçimine yapacağı maddi katkı (nafaka)ile giderilmeye çalışılır. Çocuğun maddi ,manevi gereksinimleri, yaşı, huzuru ön planda tutulur. Tüm unsurlar dikkate alınarak velayet hakkında karar verilir. Çocuğun mutlu huzurlu bir ortamda yaşaması sağlanır.

Çocuklarınızla beraber sağlıklı mutlu günler geçirmeniz dileğiyle …