Monthly Archives: Haziran 2012

Zina suç değil ama boşanmada ağır kusur

Zina, evli bir kişinin eşi dışında bir kişiyle  cinsel ilişkiye girmesidir. Kanundaki tanımdan anlaşıldığı üzere zinanın eyleminin gerçekleştiğinden bahsedebilmek 3  şartın gerçekleşmesi gerekir; kişinin evli olması, eşinden başka birisiyle cinsel ilişkide bulunması, cinsel ilişkinin kendi isteğiyle gerçekleşmesi (tecavüz, ayırt etme gücü kaybı, uyutulma gibi hallerde zinadan bahsedilemez.)

Zina, Ceza Kanununa göre suç sayılmasa da Türk Medeni Kanununda sayılan  boşanma sebeplerinden biridir. Eşinin zinasından haberdar olan kişi,  öğrendiği tarihten itibaren 6 ay , zina eyleminden itibaren  5 yıl içinde dava açma hakkına sahiptir. Türk Medeni Kanunu 161.maddesinde boşanma sebeplerinden biri olarak Zina düzenlenmiştir.
Madde 161:   Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.
Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve herhalde zina eyleminin üzerinden 5 yıl geçmekle dava hakkı düşer.Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

Eşlerden birinin zinası tahmin edileceği üzere en fazla diğer eşi olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle mağdur olan eşe zinaya dayalı boşanma davası açma hakkı tanınmıştır. Zinayı ispat etmek çok da kolay değildir. Zina suç olmaktan çıktıktan sonra kolluk kuvvetleri ve mahkeme kanalıyla zina eylemi tespit edilmemekte zinayı öğrenen eş bizzat delil toplayarak zina iddiasını ispatlamaya çalışmaktadır. Eşler ispata yönelik Teknolojik gelişmelerden Mahkemeler aracılığıyla yararlanmaktadır. Teknolojinin her geçen gün  gelişmesiyle zinayı ispatlamak daha da  kolaylaşmaktadır. Zina eylemini gerçekleştiren kişilerin birbirlerine gönderdikleri ilişkiye dair mesajlar,  beraber kalınan otel odası kayıtları, fotoğraflar hatta beraber gidilen yerlerdeki kamera kayıtları zinayı ispatta kolaylık sağlamaktadır.

Eşinin zinasını bildiği halde yeterli kanıtı olmayan kişiler genellikle zina nedeniyle değil evlilik birliğinin temelden sarsılması nedeniyle boşanma davası açmaktadır. Evlilik birliğinin temelden sarsılması gerekçelerinden biri olarak da eşin sadakatsiz tavırları gösterilmektedir. Eşin sadakatsiz tavırları ve evlilik birliğindeki temelden sarsılması daha kolay ispat edilebilmektedir.  Boşanma davasının Zina nedenine dayandırılması için eşin evlilik dışı cinsel ilişkisinin veya cinsel ilişkinin varlığına işaret eden tavırlarının  ispatlanması şarttır. Cinsel ilişkinin varlığına yönelik işaretler öpüşme, sarmaş dolaş halde gezme, otel odasına giriş gibi hallerdir.  Zinanın ispatlanması halinde zina eylemini gerçekleştiren kişi ağır kusurlu sayılır. Medeni  Yasa da  eşler arasında sadakat olması gerekliliği    “eşler birlikte yaşamak birbirlerine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.” Maddesiyle düzenlenmiştir. Evlilik birliğinde zinanın ve sadakatsiz tavırların olmaması gerektiği vurgulanmıştır. Evli iken imam nikahı adı altında yaşanan birlikteliklerde zinadır. Ceza kanununa göre suç olmasa bile Evlilik birliğinin sona ermesi nedeniyle açılacak davalarda yaptırımları vardır.  Eşinin Zina eylemini öğrenen kişinin 6 ay içinde dava açması gerekmektedir. Zina eyleminin üzerinden 5 yıl geçmesi halinde mağdur olan eş 5.yıldan sonra dahi öğrenmiş olsa zinaya dayanarak boşanma davası açamaz. Bu nedenle dava açma süresi önemlidir ve kaçırılmaması gerekmektedir.

Affetme hali de eşin zinaya dayanarak dava açmasını engeller. Eşinin bir başkasıyla ilişkisini öğrendiği halde evliliğini devam ettiren ,karı koca olarak hayatına devam eden kişi eşinin zinasını affetmiş sayılır. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

Zina eylemini gerçekleştiren eş boşanma davası yanında diğer boşanma sebeplerinde de olduğu gibi evlilik birliğinin sona ermesine neden olması halinde maddi manevi tazminat ödemekle yükümlü olabilmektedir. Mağdur olan eş tarafından Maddi ve manevi tazminat talep edilmesi halinde hakim gerekli değerlendirmeyi yaparak kusurlu eşin tazminatları ödemesine hükmedebilir.

Zina eylemini gerçekleştiren kusurlu eş boşanma sonrası mal varlığının tasfiyesinde kendisine düşen payı alamamakta ya da hakim tarafından azaltılmış olarak alabilmektedir. Türk Medeni Kanunu 236.mad. “Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir .”Diğer bütün kusurlu hallerde katılım payına ilişkin eşlerin paylarında kısıtlama yapılmazken Zina ve hayata kast hallerinde bu kısıtlama veya  kaldırılmanın yapılması gerek kişiler olarak gerek hukuken Zinanın kabul edilemezliğini ortaya koymaktadır. Zina kusurdur hem de ağır bir kusurdur.

Sevgi dolu ,sağlıklı mutlu günler dileğiyle

Anlaşmalı boşanma

Türk Medeni Kanununda Boşanma nedenleri tek tek sayılmış ve hangi hallerde dava açılabileceği açıklanmıştır. Boşanma nedenlerinden biride Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması ortak hayatın sürdürülmesinin imkansız hale gelmesidir. Bu hal Hepimizin bildiği,sıkça kullanılan  şiddetli geçimsizlik halidir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması halinde evliliği devam ettirmek istemeyen eş dava açarak boşanmayı talep edebilir. Boşanma davası açan eş iddialarını ,ortak hayatın imkansız hale geldiğini, evliliğin çekilmez hal aldığını ispatla yükümlüdür. Aleyhine  boşanma davası açılan eş, davacı eşinin kusurunun daha ağır olması halinde itiraz hakkına sahiptir. Tüm bu işlemler uzun bir yargılama sürecine ve usulüne tabidir. Taraflar için bu süreç bazı hallerde son derece yıpratıcı olmakta ,kişiler sadece boşanma davasına odaklanmakta ,çocuklar için bu süreç daha da sancılı geçebilmektedir. Eşlerin bu süreci yaşamak istememesi ve gerekli konularda ortak bir noktada anlaşmaları halinde Medeni Kanun uyarınca toplumda bilinen adıyla Anlaşmalı Boşanma gerçekleşmektedir.

Medeni Yasada Evlilikleri en az bir yıl sürmüş çiftlerin boşanma konusunda hemfikir olması ve boşanmanın sonuçlarının tamamında anlaşmış olmaları halinde evliliğin temelinden sarsılmış olduğunu kabul ederek eşlerin boşanmalarına karar verileceği hükmü vardır.

Anlaşmalı Boşanmanın gerçekleşmesi için;
Eşlerin her ikisi de boşanmayı istemesi gerekmektedir. Çocukların velayeti ,nafaka, maddi manevi konular, hak ve alacaklar, tazminat talep edilip edilmediği gibi tüm hususlarda eşlerin anlaşmış olmaları gerekmektedir. Anlaşma mali konular ve çocukların durumunun düzenlendiği ve her iki tarafın özgür iradesiyle kabul ettiği düzenlemeyle gerçekleşir.Eşler arasındaki bu düzenleme hukuka uygun ve uygulanabilir olmalıdır. Hakim gerek gördüğü hallerde özellikle çocukların menfaati söz konusu olduğunda düzenlemede değişiklikler yapabilmektedir. Düzenlemenin hukuka uygun olması ve uygulanmasında problem olmaması Aile mahkemesi Hakimince uygun bulunması halinde eşler herhangi bir sorun yaşamadan boşanma gerçekleşir.

Davayı eşler birlikte açabileceği gibi birinin açtığı davayı diğerinin kabul etmesiyle de  dava süreci başlamış olur. Anlaşmalı Boşanma gerçekleşebilmesi için tarafların en az bir senelik evli olmalarının  yanında ,Eşlerin her ikisinin de duruşma gününde Mahkeme de hazır olması gerekmektedir. Eşler açıkça boşanmaya yönelik iradelerini Hakim huzurunda  beyan ederler. Eşlerden biri daha önce anlaştıkları bir konuyla ilgili olarak duruşma günü kararından vazgeçtiğini beyan ederse taraflar arasında anlaşmazlık olduğu için boşanma gerçekleşmez. Mahkeme  hakiminin tarafların menfaati doğrultusunda gerekli gördüğü değişikliği yapması halinde eşlerden birinin  bu değişikliği kabul etmemesi durumunda da  boşanma gerçekleşmez. Bu nedenle tarafların boşanmanın sonucuna ilişkin düzenlemeyi hukuka uygun, uygulanabilir şekilde hazırlamaları önem taşır. Anlaşmalı boşanma gerek yargılama süreci gerekse usulünün daha kısa olması nedeniyle taraflar için daha az yıpratıcıdır. Bu nedenle birçok kişi öncelikle anlaşarak boşanmaya çalışmaktadır. Eşlerin bilinçli olması öncelikle çocuklarının menfaatini ön planda tutarak karar vermesi birçok zorluğu kolaylaştıracaktır.

TÜRK MEDENİ KANUNU 
MADDE 166/1  Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

MADDE  166/3  Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı  hükmü uygulanmaz.”