Daily Archives: Şubat 10, 2012

Haklarınızı gerçekten biliyor musunuz?

“Her türlü koşuşturma ve iş yoğunluğu altında çabalayan kişiler olarak 24.maddenin hepimizi yakından ilgilendirdiğine eminim.”

İNSAN HAKLARI

 

“BÜTÜN İNSANLAR ÖZGÜR,ONUR VE HAKLARI YÖNÜNDEN EŞİT DOĞARLAR.AKIL VE VİCDANA SAHİPTİRLER.BİRBİRLERİNE KARŞI KARDEŞLİK ANLAYIŞIYLA DAVRANMALIDIR.                                                                       ( İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Madde 1)

 

İnsanların haklarını arama çabaları binlerce yıl önceye dayanmaktadır. Tarihte insan Topluluklarının  oluşmasıyla beraber , gelişmiş ve çok kapsamlı olmamasına rağmen insan  haklarına yönelik çalışmalar yapılmıştır. Yaşam hakkı ,eşitlik,özgürlük ,adalet  isteği  insanın en temel haklarındandır. Günümüzde    Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun  10 Aralık 1948 tarihli kararıyla ilan edilen  İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde  haklar düzenlenmiş ve bu hakların ilanı ve uygulanması istenmiştir.

 

İnsan hakları basitçe eşitlik ,özgürlük ,güven ,adalet  anlayışına dayanmaktadır. Tüm insanlar eşit doğarlar. Doğduğu andan itibaren kimsenin diğerine bir üstünlüğü yoktur. İnsan haklarının benimsenmesi ile ırkçılık anlayışı rededilmiş, renginden, kökeninden dolayı  üstünlük tanınmamıştır. İnsan hakları ;din ,dil, cinsiyet, siyasi görüş ,soy bağı, mülkiyet gibi ayrımlar gözetilmeden her insanın faydalanacağı haklardır. Aynı ülkede yaşayan vatandaşlar, yabancılar insan haklarından eşitçe faydalanır.

 

Her insan en önemli hak olan yaşam hakkına sahiptir. Yaşamını güven içinde ve özgürce sürdürebilmelidir. Özgürlük  bir başka kişinin hak ve özgürlüğünü yok saymadığı, kısıtlamadığı ölçüde geçerlidir. Kimse bir başkasını köle edemez ,işkence ve kötü muamele de  bulunamaz ve onurunu  kıramaz.Adalet önünde herkes eşittir.Hukuki haklardan eşit şekilde yararlanır.Eğitim hakkı engellenemez ,bireyler çalışacağı işi kendisi belirler,elverişli ve adaletli koşullarda çalışır.Aile kurma evlenme  hakkı kişinin elinden alınamaz.

 

İnsan Hakları Evrensel beyannamesi 24.madde” herkesin dinlenmeye, eğlenmeye özellikle çalışma süresinin makul ölçüde sınırlandırılmasına ve belirli dönemlerde ücretli izne çıkmaya hakkı vardır. “ Bireylerin temel haklarının yanında sosyal hakları da beyannamede yer almıştır. Her türlü koşuşturma ve iş yoğunluğu altında çabalayan kişiler olarak 24.maddenin hepimizi yakından ilgilendirdiğine eminim. İnsan hakları evrensel beyannamesinde belirtilen haklar daha ziyade olması gereken düzenlemeleri içermektedir.

 

Düzenlemeler ne olursa olsun uygulanmadıkça tatmin etmez. Hakkın olmadığı yerde insanlığın olması beklenemez. Kendi haklarımızı öğrendiğimiz kadar karşımızdaki insanın da hakları olduğunu öğrenirsek daha mutlu huzurlu bir hayat süreceğimiz kanaatindeyim.En yakınımızdakinden en uzağımızdakine kadar haklara ve insanlara saygı en önemli kuralımız olması dileğiyle insan hakları gününüz kutlu olsun.

Bana böbreğimi geri ver!

“Evliliğinde kocasına böbreğini veren davacı eş, şiddetli geçimsizlik nedeniyle açtığı boşanma davasında böbreğini geri istiyordu.”

Son günlerde bir haber ile sarsıldık. Evliliğinde kocasına böbreğini veren davacı eş, şiddetli geçimsizlik nedeniyle açtığı boşanma davasında böbreğini geri istiyordu. Dava yargılama aşamasında olduğu için somut olayla ilgili yorum yapmayarak takdiri Yüce Türk Adaletine bırakacağım. Fakat  benzer taleple yurt dışında açılan davalardan bahsetmek isterim.

Şiddetli şekilde geçinemiyoruz yakınmasıyla  açılan  davalar da genellikle  tarafların her ikisi de haksızlığa uğradıklarını düşünürler. Kusuru çok açık belli olan taraf dahi kendince haklı olduğuna inanır ve yargılama süresince mücadelesini  verir. Maddiyata dayalı isteklerin içeriğini manevi yıpranmışlıklar, yaşanacak maddi kayıplar,çekilen acı ve ızdıraplar v.s oluşturur.

Birkaç yıl önce  ABD de boşanma davası açan koca kendisini terk eden karısından, evlilik sırasında verdiği böbreğine karşılık olarak yüklüce bir tazminat talep etmişti. Davacı koca hayatını tehlikeye atarak bir organını eşine vermesine rağmen eşinin kendisini terk etmesini bir türlü hazmedemiyordu. Eşi , sayesinde diyalizden kurtulmuş, sağlıklı bir birey haline gelmişti.

 

Son derece insani olan bu duygunun yanında, gözden kaçırılmaması gereken, asıl olan evlilikte yaşanan hayatın çekilmez hal alıp almadığıdır. Böbreğini veren eş, bir organını eşi için vermesine rağmen hayatı yine eşi için çekilmez hale getiriyorsa , evlilik birliğine yakışmayan tavırlar sergiliyorsa kısaca organ alan eşe cehennem hayatı yaşatıyorsa burada çok ciddi sorunlar var demektir. Tek bir organ bu evliliği kurtarmaya yetmez.

 

Hayatı cehenneme dönmüş eşin boşanma davası açmasında organ almış dahi olsa bir hukuksuzluk yoktur. Eşlerden  biri evlilik süresince  aile kurumu  veya eşi için bir çok fedakarlık yapmışsa   fedakarlığının  karşılığını ,  evliliğin bitmesinde kusuru olmaması halinde boşanma davası sonucunda alır. Aldığı karşılık tatmin eder  veya etmez ama mahkemece haklılığı karara bağlanır. ABD de yaşanan olay gibi sana verdiğim böbreğin karşılığı olarak bana milyonlarca dolar tazminat  öde veya ver bana böbreğimi  hukuken karşılık bulabilecek bir durum değildir. Doğal olarak bir organını eşine veren eşin evliliğin bitmesinde kusuru yoksa yada daha az kusurlu ise eksilen organın  hayatına katacağı olumsuz durumlar, yaşayabileceği sağlık problemleri mahkemelerce dikkate alınabilir. Makul bir tazminata hükmedilebilir. Yapılan fedakarlığa mahkeme kayıtsız kalmaz.

Boşanma davası eğer çekişmeli şekilde sürdürülüyorsa  YAŞAYAN BİLİR  sözü bu davaya karşılık gelir. Zorlu mücadele gerektirir. Taraflar delillerini karşılıklı sunarak iddialarını ve savunmalarını gerçekleştirirler. Hakim tüm delilleri topladıktan sonra hüküm kurar. Her evlilik diğerlerinden farklıdır bu nedenle  somut  olaydaki vakıalara göre hüküm kurulur. Gelişmiş ülkelerin hukuk sistemlerinin hiç birinde vücut bütünlüğü bozmaya , organları almaya, uzuv eksiltmeye, kişinin bedeni yapısını bozmaya  yönelik  kararlar verilmez. Boşanma davaları arttıkça daha neler göreceğiz kim bilir? Fedakarlıklarınızın  karşılığını aldığınız mutlu sağlıklı günler geçirmeniz dileğiyle  esen kalın.

Çocuklarımız ve koruyamadığımız hakları

“Kanunun belirlediği yaşın altında bir çocuğu evlendirmek veya evlendirmeye çalışmak SUÇTUR. Zaten evlilik dedikleri de evlilik değil Gayrimeşru birlikteliktir.”

Çocuklarımız; Hayatımızın en önemli varlıkları. Dünyayı güzelleştiren, bir  bakışları bir gülüşleri ile mutluluk kaynaklarımız. Yavrularımız.

Bir çoğumuz için  evlatları en büyük hazinesidir. Anne babalar çocukları  için her türlü fedakarlığa katlanır. Sırf kendi çocuğu değil zor durumda olan eğer bir çocuksa daha bir fedakar olur yardım etmeye çalışır. Bunun yanında  çocuklara karşı aynı duyarlılıkta olmayan, bilinçsiz, kötü niyetli, ebeveynler  ve yetişkin kişilerin sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.

Toplumumuzda sık sık karşılaştığımız  sorunlardan biride küçücük yaşlarında aile büyükleri  veya yakınları tarafından  evlendirilen  veya evlendirilmeye çalışan çocukların dramıdır.Çocuklar özellikle kız çocukları evlilik adı altında bir eşya gibi satılmakta suç olmasına rağmen normal bir durummuş gibi düğün dernek kurularak  evlendirilmektedir. Kanunun belirlediği yaşın altında bir çocuğu evlendirmek veya evlendirmeye çalışmak SUÇTUR. Zaten evlilik dedikleri de evlilik değil Gayrimeşru birlikteliktir.      

Çocuk  suistimalleri, çocuğun kötü muamele görmesi, evlenmeye zorlanması gibi bir çok kabul edilemez   davranışla sıklıkla karşılaşmaktayız. Suç olduğunu bile bile minicik çocukları dilendirenler, çalışmaya zorlayanlar, evlendirmeye kalkanlar… Kanunlarda yapılan değişikliklerle suçlar  önlenmeye çalışılmakta  cezai yaptırımlar ağırlaştırılmaktadır. Ama   hala yeterli olmamaktadır.

 

Kanunların uygulanabilmesi cezaların ağırlaştırılmasının yanında ailelerin bilinçlendirilmesi de çok önemlidir. Evlenme yaşıyla ilgili  düzenleme yapılmış; Türk Medeni Kanununda son yapılan değişiklikle; Erkek veya kadın 17 yaşını doldurmadığı takdirde evlenmesi yasaklanmıştır. Olağanüstü hallerde ve zaruret halinde hakim kararı ile 16 yaşını doldurmuş bireyin evlenmesine izin verilmektedir. Kanunda sayılan yaşla ilgili sınırlar  dışında gerçekleştirilen evliliklerin hukuken hiçbir geçerliliği yoktur. Bunun yanında çocuğunu   evlendiren veya evlendirmeye zorlayan ebeveynler, aile bireyleri, çocukla evlenen kişiler hakkında  her ne kadar yeterli olduğu kanaatinde olmasam da yasal yaptırımlar vardır. Daha oyun çağında okullarından alınarak gelin olmaya zorlanan  ve ağır sorumluluk altına sokulan çocuklarımızın yaşadığı psikolojik ve fizyolojik şiddetin karşılığı daha ağır cezai yaptırımların  olması bu yaptırımların caydırıcı etkisinin artırılmasına çalışılması toplum olarak en büyük beklentilerimizdendir.

Çocuk gelinler in dramından bahsetmişken Ülkemizde de 1994 yılında kabul edilen Çocuk hakları bildirgesinden kısaca bahsetmek isterim.

 

*18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

 

*Çocuk hakları hiçbir ayrım yapılmaksızın her çocuğa uygulanır

 

*Kamusal yada özel kuruluşlar,mahkemeler,idari makamlar ,yasama organları tarafından gerçekleşen tümfaaliyetlerde Çocuk yararı asıl olandır.

 

*Devletler,çocuk haklarının uygulanması için tüm tedbirleri alır.

 

*Çocuğun  temel yaşama hakkına sahip olduğunu kabul eder .Hayatta kalması ve gelişmesi için çaba harcar.

 

*Çocuk doğumla birey olur.hemen nüfusa kaydettirilmeli ve isim ve vatandaşlık hakkına sahip olmalıdır.

 

*Çocuğun anne babasından onların rızası dışında ayrılmamasını güvence altına alır.Ancak kötü muamele,ihmal suistimal halinde devlet müdahale etmekle yükümlüdür.

 

*Çocuk düşüncesini özgürce açıklama hakkına sahiptir. Çocuğun düşünce vicdan ve dini özgürlükleri vardır.

 

*Her çocuk  sağlıklı yaşama, sağlık hizmetlerinden tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanma hakkına sahiptir.

 

*Her çocuk sosyal güvenlikten yararlanma hakkına sahiptir

 

*Devletler çocuğun eğitim hakkını kabul eder ve ilköğretimi herkes için zorunlu ve parasız hale getirir.

 

*Çocuğun dinlenme  , boş zamanlarını değerlendirme , oynama  , eğlenme hakkı vardır.

 

*Çocuklar ekonomik sömürgeye karşı korunur

 

*Çocuklar cinsel sömürüye karşı korunur

 

*Zihinsel ve bedensel özürlü çocukların saygınlıklarını güvence altına almak zorundadır.     

 

*Devletler çocuğun zihinsel ve bedensel gelişimini sağlamaya  yönelik çalışmalar yapmak zorundadır.  

Çocuklarımızın haklarından yararlandıkları güzel günler geçirmesi dileğiyle sevgiyle kalın

Alışveriş çılgınlığı kabusunuz olmasın!

“Eşinden habersiz pahalı markaların ürünlerine maaşının çok çok üstünde aylık harcama yapan kadın borçları nedeniyle evliliğinin bitmesine neden olmuştur.”

Yeni yıla girmemize sayılı günler kaldı. Yeni umutlar, yeni başlangıçlar, belki de bitişler. Yeni yıl sürprizlerle dolu.

Yeni yıla yaklaştığımız günlerde alışveriş merkezlerini gezmek apayrı bir keyif. Her yer ışıl ışıl. Mağazalar indirim etiketleri, promosyonlarla süslenmiş, davetkar tavırlarla müşterilerini bekliyor. Büyüye kapılmamak elde değil. Hepimizi bir alışveriş çılgınlığı sarmış durumda.

Alışveriş  tutkusu, “ihtiyaç var, alınması gerekli”  gibi gerekçeleri olsa da bazı ailelerin kabusudur. Hatta evliliklerin  bitmesine dahi neden olmaktadır.

Eşinden habersiz pahalı markaların ürünlerine maaşının çok çok üstünde aylık harcama yapan kadın borçları nedeniyle evliliğinin bitmesine neden olmuştur. Alışveriş ve marka tutkusuna  engel olamamakta ekonomik gücü olmamasına rağmen bir çantaya binlerce lira vermekten çekinmemektedir. Eşine ise kullandığı eşyaların, çantanın taklit olduğunu,  ucuza aldığını söylemektedir. Sonunda  borçları içinden çıkılamaz hal almıştır. İcra takibi sonunda borcu ödemediği için ev eşyaları üzerine   haciz işlemi uygulanmasına   neden olmuştur. Kocası borçların varlığını iş işten geçtikten ve haciz işlemi gerçekleştikten sonra öğrenmiştir. Kadın fuzuli harcamalarla sorumsuz davranmış, eşinden borçları gizleyerek, ev eşyalarına haciz işlemi uygulanmasına neden olmuş kısaca evlilik birliğine yakışmayan tavırlar sergilemiştir. Koca tarafından açılan boşanma davasında kadın kusurlu bulunmuş, boşanmak zorunda kalmıştır.

Alış verişin kabusa döndüğü diğer bir örnekte; çapkınlık yapan koca, sevgilisine  pahalı hediyeler almaktadır. Ziynet eşyaları çoğunluktadır. Aldatan koca, ödemeleri kredi kartından yapmakta  hatta taksit yapan kartları tercih etmektedir. Yaptığı alışverişin ileride karşına çıkacağını düşünmeyen koca bu rahat tavırları sürdürürken Kredi kartı ödeme dökümü karısının eline tesadüfen geçmiştir. İpucu  yakalayan eşin yaptığı kısa bir araştırma sonrası kocanın ihaneti ortaya çıkmış aldatılan kadın, eşine karşı boşanma davasının yanında maddi ve manevi tazminat davası da açarak evliliğini sona erdirmiştir.

Bilinçsizce yapılan alışverişlerin yarattığı ekonomik sıkıntı aile huzurunun başlıca düşmanıdır.Ekonomik nedenler boşanma sebepleri arasında önemli yer tutmaktadır. Tabii ki tüm ekonomik sıkıntıları alışverişlere bağlamak mümkün değildir ama alışverişlerin yarattığı  gerginlikte  az değildir. Bu nedenle atalarımızın dediği gibi “Ayağımızı yorganımıza göre uzatmamız “gerekmektedir… Ölçüsünü iyi ayarladığımız zaman alışveriş ayrı bir keyiftir. Ne olursa olsun   özel günlerde sevdiklerimizi ve kendimizi ufak hediyelerle sevindirmenin hiçbir zararı olmayacağı gibi eşler üzerinde olumlu etkisi tartışılmaz gerçeklerdendir.

Yeni yılın mutlu sağlıklı, huzur dolu ,sürprizli günler getirmesi dileğiyle yeni yılınız kutlu olsun.

İnternet aşkı evliliği bitiriyor mu?

“İnternet, kimine göre çağın mucizesi, vazgeçilmezlerden, kimilerine göre ise tehlikeli teknolojik gelişme…”

İnternet, kimine göre çağın mucizesi, vazgeçilmezlerden, kimilerine göre ise tehlikeli teknolojik gelişme. Düşüncemiz ne olursa olsun internetin hayatımıza tamamen girdiği işlerimizi kolaylaştırdığı bir gerçek. Neredeyse bilgisayar başında tüm işlerimizi yapar hale geldik. Kullanıma bağlı olarak faydası tartışmasız olan internetin bir o kadarda evlilik birliğini olumsuz etkileyebileceği ve bu olumsuzluğun ise hukuki sonuçlar doğurabileceği yaşanan örneklerle somut olarak karşımıza çıkmaktadır.

Eşlerden birisi internet bağımlısı haline gelip vaktinin tamamını bilgisayar başında geçiriyor, üzerine düşen tüm sorumluluklarını ihmal edip, aile kurumu zedeliyorsa diğer eş için evlilik çekilmez hal almaya başlar. “Evde bilgisayar başında çalışamayacak mıyız, hiç mi internetten faydalanamayacağız” sorusu akıllara gelebilir. Tabi ki işimiz varsa evde de çalışacağız ya da internete girip vakit geçireceğiz. Ama kişi internet bağımlısı haline gelmişse, aile yaşantısı kalmamışsa ve bu tavrını uzun süre devam ettiriyorsa diğer eş için bu durumun katlanılır olamayacağı açıktır.

Şikâyetçi olan ve boşanma davası açan eşlerin ortak sıkıntısı eşlerinin hiçbir sorumluluğunu yerine getirmediği, çocukları ile ilgilenmediği, hatta karı koca ilişkilerinin dahi kalmadığı yönündedir. Medeni yasamızın evliliği düzenleyen hükümlerinde eşlerin birbirlerine karşı yükümlülükleri düzenlenmiştir. Birlikte yaşamak, sadık olmak, yardımcı olmak, sorumluluklarını yerine getirmek bu yükümlülüklerden birkaçıdır. Yasaya aykırı hareket eden ve aile birliğine yakışmayacak tavırlar sergileyen eş kusurlu sayılır. Diğer eş ise dava açma hakkına sahip olur.

İnternet kullanımı sonucu evliliğin bitmesine neden olabilen diğer bir konu da eşin internet vasıtasıyla sadakatsiz tavırlar sergilemesi, günümüz tabirince sanal aşk yaşamasıdır. Evlilikte sadakatsizliğin sanalı, gerçeği olmaz. Evliliğin sona erdiren sebeplerin başında sadakatsizlik gelmektedir. Kişiler bilgisayar aracılığıyla da sadakatsiz tavırlar gerçekleştirebilmektedirler. Eşinin birçok kişi ile sürekli internet vasıtası ile yazışmalar yaptığını, yazışmaların aşk ve sadakatsizliğe ilişkin olduğunu hatta bu kişiler ile cep telefonu vasıtası ile de ayrıca iletişim kurduğunu belirterek boşanma davası açan kişilerin sayısı gün geçtikçe artmaktadır.

Mahkemece gerekli incelemeler ve araştırmalar yapılarak deliller toplanır. Eşin iddialarının, yakınmalarının doğruluğu tespit edildiği takdirde tarafların boşanmalarına karar verilebilir. Hatta evliliğin sona ermesinde kusuru olmayan eş lehine, talep halinde, kusurlu eşin manevi tazminat ödemesine hükmedilebilir. Yargıtay kararları da bu yöndedir. Aleyhine dava açılan eş, “ben sadece internette tanımadığım kişilerle yazıştım kendimi bekâr olarak tanıttım. Yazıştığım kişilerle herhangi buluşmam ve yakınlaşmam olmadı ben eşime ihanet etmedim. Ayrıca eşim de benimle hiç ilgilenmiyordu v.s” şeklinde savunma yapabilmektedir.

Eşin bir başka kişi ile görüşüp buluşmasa bile sadece internet veya cep telefonu vasıtası ile evlilik birliğine yakışmayacak tarzda yazışması da kusur sayılır. Eşim benimle ilgilenmiyordu bende bu nedenle başka kişi veya kişilerle yazıştım gibi bir gerekçe kabul edilemez. Eşin ihmali ile ilgili bir sıkıntı varsa bunun karşılığında ihmal edilen eş hukuken kendisine tanınmış haklardan yararlanabilir. Eşini sanal veya bir başka yolla aldatma hakkına sahip değildir.

İnternet kanalı ile yapılan her yazışma kusur sayılmaz. Kusur sayılabilmesi için yazışma içeriğinin evlilik birliğine yakışmayacak tarzda olması ve sadakatsizlik unsuru içermesi gerekmektedir. Teknolojinin gelişmesi ile evlilikteki sorunlar artarak şekil değiştirmeye başladı. Toplum olarak çağımızın gerektirdiği tüm teknolojik gelişmelerden yararlanmalıyız. Fakat teknolojik gelişmeleri amacı dışında kullanarak en önemli toplum birimi olan aile kurumunun sona ermesine neden olmamalıyız.